Yaratıcı Beyin Belgeseli ve Ezeli Sorunumuz Yaratıcılık

Yazıyı yazmak üzere beni harekete geçiren şey kitaplarını kana kana içtiğim David Eagleman’ın Yaratıcı Beyin belgeseliydi. Üzerinde sıkça düşündüğüm ve çalışma hayatında birebir yaşadığım sıkıntıların karşılığını belgeselde görünce hemen klavyeye sarıldım.

Bugüne kadar mesai sarf ettiğim neredeyse tüm işlerde yaratıcılık beklentisi vardı. Web tasarım, metin yazarlığı, grafik tasarım, dijital reklamcılık, sosyal medya pazarlaması, halkla ilişkiler, stratejik medya yönetimi… 10-12 yıl önce derdine düştüğüm yaratıcılık yeteneğini uzun süreler aramaktan yorgun düştükten sonra benim kumaşımda böyle bir yetinin olmadığına karar verdim ve üzerinde çalıştığım işler konusunda en üretken insanların işlerini incelemeye, takip etmeye ve hatta imkan bulabildiğim zamanlarda da sohbet etmeye başladım. O dönemlerde ne David Eagleman ne de Sinan Canan’ın beyni çok bilindik bir tatil beldesi gibi anlattığı kitaplarla henüz karşılaşmamıştım, zaten bir kısmı da zaten henüz yazılmamıştı.

David Eagleman’ın Incognito: Beynin Gizli Hayatı, Sinan Canan’ın Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler kitaplarını okurken fark ettim ki aslında yaratıcılık genini parlatmak için en doğru egzersizi yapıyormuşum. Yaratıcılık denen şeyin ilk adımının birbirinden farklı konularda deneyim biriktirmek, A alanındaki bir bilgiyi B alanındaki bir soruna uyarlamak veya bir olgudan esinlenerek yeni bir olgu yaratmak olduğunu öğrendim. Halbuki ben her ne kadar habersiz olsam da doğduğum yıllarda Steve Jobs konuya açıklık getirmiş: “Yenilikçi bağlantılar kuracaksan deneyim kümen herkesindekin farklı olmalı.”

Peki gerçek hayat yaratıcılık konusunda geniş bir hareket alanı bırakıyor mı? Okul, iş hayatı, kişisel yaşamınız, toplum? Hayatınız film şeridi gibi gözünüzün önünden geçtiyse sizin de cevabınız tabi ki hayır. İbn-i Haldun’un zamanı aşan  “Coğrafya kaderdir” sözüne bir veranda ekleme hadsizliğinde bulunacak olsam kesinlikle “yaşadığınız yapı tipi de kaderdir” derdim. Zira yaratıcılık gerçekten yüksek konsantrasyon ve dikkat dağıtacak her şeyden tam anlamıyla izole olmayı gerektiriyor. Kentlileşme sürecinde erozyona uğrayan yaşam alanlarımız ve barınma kültürümüz bizi 2+1 çok şanslıysanız 3+1 evlere mahkum etti. İnsanlar çoğunlukla herhangi bir konu üzerinde yoğunlaşmak üzere inzivaya çekilebileceği alandan yoksun kaldı. Halbuki şehirleşme sürecini normal bir şekilde geçiren Batılı ülkelerin çocuklarının Garaj gibi bir düşünce mabedi vardı, zaten bugün adını bildiğimiz dünya devi teknoloji şirketleri de bu zihin mabetlerinde yapılan yaratıldı.  Bize ise kala kala dikey apartmanlardaki yatay tuvaletler kaldı, aşağıdaki görsel ülkemiz için tasarlanmış olsa yeridir zira insanların iki dakika düşünebilmek için tuvaletlerden daha sığınaklı bir alanı kalmadı. Bu nedenle meşhur filozof Diyojen için fıçı ne ise “şehir insanı” için de tuvalet aynı mahiyettedir.

İş hayatına döndüğünüzde ise talihsizlikler yine peşinizi bırakmadı. Gırgırın, şamatanın eksik olmadığı ve iki masa yan tarafta bulunan diğer ekibin tekerine nasıl çomak sokacağını düşünerek mesaiyi tamamlayan insanlarla beraber açık ofis denen cehennemde çalışıp, hasbelkader aynı anda WC’ye girme talihsizliğine düştüğünüz için yan paravanda bulunan direktörünüz nedeniyle rahatça yellenemediğiniz plaza kapanlarına mahkum kaldınız. Mahremiyeti göz temasını engellemeye indiren bu yapılar zihin tek tipleşmesinin zeminini hazırladı.

Fiziksel koşullar yaratıcılık denen yetinin günden güne törpülenmesine neden oldu, çoğunluğun ötesinde farklı sosyoekonomik çevreye ait kişiler belki bu handikaptan etkilenmedi fakat onların da kaçamayacağı bir girdap daha bulunuyordu: Evrenin kendi bilgisinden ibaret olduğunu zanneden ve ne istediğini bilmeyen patron, yönetici, idareci ve karar vericiler.

Fiziksel ve mekana bağlı engelleri bir şekilde aşarak ve yaratıcılık kırıntılarını zihninizde koruyarak iş hayatına katıldıysanız bile ne yazık ki yukarıda sıraladığımız cehennem bekçileri zihninizde kalan o son kırıntıları da, balkondan silkelenen sofra bezinden saçılan kırıntıları kapmak için birbirini yiyen kargalar gibi tek tek topladı ve mideye indirdi.

Daha yaratıcı metin, daha yaratıcı etkinlik, daha yaratıcı reklam, daha yaratıcı tasarım, daha yaratıcı kurgular bekleyen yöneticilere aslında isteklerinin Sahra Çölü’nde, Gönen Baldo Pirinci yetiştirmeye benzediğini anlatmaya çalıştınız fakat, pirincin yetişmesi için binlerce litre suya ve nemli bir iklime gereksinim olduğunu idrak eden kişiler, yaratıcılığın da ortaya çıkması ve gelişmesi için aynı pirinç gibi uygun iklime muhtaç olduğunu bir türlü anlamak ve kabullenmek istemedi. Stresli, gergin, adaletsiz, iki gün sonrasından emin olunamayan, takdir ve teşekkürün unutulduğu çalışma ikliminde yaratıcılığın kuraklığı olduğunu bir türlü kabullenemediler. 8-5 veya 9-6 mesai içerisinde yorulan beyinlerin, uzatmaya giden bir maçta 120 dakikayı onlarca krampla kapatan bacak kaslarına benzediğini anlamak bir yana yaratıcılığın ayrıca bir mesainin ürünü olduğuna tahammül edemediler. Gün sonunda vasatı aşamayan bir yaratıcılık düzeyine mahkum kalarak mutsuz bir yaşama demir attılar.

Yaratıcılığın temel yakıtının merak olduğunu konu hakkında fikir serdeden tüm bilim adamlarından duyabiliyoruz. Tek tipleşen zihinler merak yükünü atarak belirli bir konuda mükemmel derece uzmanlaşabiliyor. Fakat birden fazla konuda meraka ve uğraşıya sahip insanların birden fazla konuda yaratıcılık sergileyebildiklerine şahitlik ediyoruz.

Bilinçdışı beyin fonksiyonlarımız yaratıcı süreç için son derece önemlidir. Çünkü bilinçdışımız düşünceler ve kavramların serbestçe süzülerek birbiriyle eşleştiği, yarım ve işlenmemiş bilgilerin bir araya gelerek karıştığı bir ortam yaratır. Kalıplar üzerinde ilerleyen düşünceler birbirleriyle eşleşerek birleşir ya da başka bir kalıp üzerinden, ilerlemeye devam edebilir. Böylece yeni ve yaratıcı fikirlerin ortayı çıkması, daha önce fark edilememiş ayrıntıların keşfedilmesi olasıdır. Diğer yönden, bilinç dışı kendiliğinden oluşan beyin aktivitelerini de kapsar. Bilinçli olarak yaptığımız lineer ve analitik düşünme işlevlerinin aksine, bilinç dışını yeni bir fikir yaratmaya zorlayamazsınız. Yani bu sürecin iyi çalışması, daha olumlu sonuçlar elde edilmesi ancak ve ancak üzerinde fazla yoğunlaşmayarak, kendi haline bırakılarak mümkün olur. | Yaratıcı Düşünmenin 27.5 Yöntemi

Yukarıdaki paragraftan anlıyoruz ki; ıkınarak yaratıcılık ortaya koymak çok da olası değil ve bu bilgiyi beyin dalgalarını ölçmeye başladığımızdan beridir rahatlıkla doğrulayabiliyoruz. Zira beynimizden yayılan Delta, Teta, Alfa, Beta ve Gama dalgalarından yaratıcılıkla ilgili olan Teta’nın vitesi boşa aldığımızda ortaya çıktığı ve beyin kasemizde yer alan bilgiler çorbasından en işlevsel olanlarını zihnimize düşürdüğü ortaya koyuldu.

Yani gün sonunda ortay çıkan sonuç şu; yaratıcılık denen yetinin ortaya çıkması ve ürün vermesi için birilerinin sizi ittirmesi işe yaramıyor. Yoğun bir merak ve yoğun bir çalışmanın ardından beynimiz bizi ödüllendiriyor ve bu bilgi karmasının içerisinden en nitelikli olanını bize hediye ediyor. Mevcut şartlar altında kendi yaratıcılığınızı patrona, yöneticiye, binaya ve ofise kurban etmek istemiyorsanız izlenebilecek en mantıklı yol, ilgili olduğunuz alanlarda yaratıcılık vasfına sahip ve bu vasıflarını sergilemelerine imkan sağlanan şanslı kişileri takip etmek ve bu kişilerle etkileşim halinde kalmak olacaktır.

Patronlara / Yöneticilere Tavsiyeler

  • Kompleksi bir yana bırakın, risk alıp işletme kurduğunuz için saygıdeğersiniz fakat bu sizi her konuda en iyisini bilmek zorunda hissettirmesin. Orkestra şefleri herkesten daha iyi enstrüman çaldığı için değil, herkesten daha iyi koordine ettiği için şeftir, rolünüz yeterince değerli, rahatlayın.
  • Yöneticiyseniz çalışanlarınızın yaratıcılığa giden yolunda bulunan dikenleri temizlemek sizin göreviniz, eşya tabiatını bu şekilde kurdu. Yönetici veya patron olarak kazanımlarınız olabilir ama bu kazanımlar size belirli konularda fedakarlık rolleri de yüklüyor.
  • Yaratıcılık için insanların kendilerini rahat hissetmeleri gerekiyor, siz kendinizi biliyorsunuz, eğer varlığınız insanların rahat etmesine engel oluyorsa işi verin ve bir hafta ofise uğramayın, haftanın sonunda kazançlı çıkan siz olacaksınız.
  • Parayı binanın içindeki anlamsız tablolara, şekillere yatırmak yerine insanların izole çalışarak konsantre olabilecekleri alanlar oluşturmaya yatırın. Çalışanlarınızın zihinsel anlamdaki rahatı, ü beş zevksizin yapınızın şekline getireceği övgüden daha önemlidir.
  • Beyin fırtınası toplantılarının olmazsa olmazı üç beş kuru pasta ve birkaç şişe meyve suyu değildir, zihnin yakıtı iyi niyetli ve katılımı teşvik eden bir toplantı yönetimidir. Mümkün mertebe çenenizi elinizle tutun ve insanların fikir beyan etmesine engel olmayın. Zira bir kez engel olduğunuz bir kişi ikinciye fikrini sizin kibrinize kurban etmeyecektir.
  • Çok mu yoğunsuz, dünyanın en meşgul insanı siz misiniz, Trump bile sizin yanınızda stajyer gibi mi kalıyor, mükemmelsiniz, o zaman beyin fırtınası toplantılarını kendi meşguliyetlerinizle taciz etmeyin, fikirlerin oluşum sürecinde toplantılara dahil olarak insanlara acele etmeleri gerektiği hissini yaşatmayın, sadece  tayin ettiğiniz yöneticinin veya toplantı liderinin fikirleri size getirmesini bekleyin.
  • Uzmanlıklara saygı gösterin, saygılı değilseniz bile menfaatiniz için öyle gibi görünmeye çalışın, zira tavuk çiftliklerinde bile tavuklara gösterilen davranışın üretimdeki verim artışına katkısı bilimsel olarak ispatlandı. İnsanları rahat bırakın.

Çalışanlara Tavsiyeler

  • Moralinizi bozarak patronunuza ve yöneticinize yaratıcılığınızı kurban etmeyin, unutmayın uğraştığınız her iş şirketin olsa da o işin tecrübesi sizindir, en iyisini düşünmek için en iyisini düşünenleri takip edin.
  • Yaratıcılık denen şeyin farklı düşünmekten geçtiğini unutmayın, sevmeseniz bile alışkanlıklarınızı değiştirecek şeylerle vakit geçirin. Kendi hayatımda hiç sevmesem bile doğaüstü filmleri izleyerek zihinsel kapasitemi arttırmaya çabalıyorum.
  • YouTube bu anlamda büyük bir hazine, yaratıcılığınızı beslemek istediğiniz alanla ilgili mutlaka onlarca video bulacaksınız, telefonunuza indirin ve işe geliş gidiş sürelerinizi boşa geçirmeyin.
  • Önerileriniz görgüsüzce ret edilse dahi yılmayın, önerilerinizi bir yere not edin, üzerinden düşünün, biraz daha geliştirin ve arşive kaldırın, gelişim sürecinize büyük katkı sağlayacaktır. Daha önce müsait vakitlerinizde dönerek bu notlarını tekrar tekrar okuyun. Beyniniz bu notları özümseyecek ve yeni fikirler üretirken kullanacak.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

70 − = 67