Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler

kimsenin-bilemeyecegi-seyler-sinan-canan

Caner Taslaman, Emre Dorman ve Sinan Canan… Bilimi ve dini çarpıştırıp ortaya çıkan bulanık ortamdan fayda devşiren seküler veya bağnaz kafalara inat, dinin bilim adına insanlara açtığı alanı, emirlerini ve tavsiyelerini haykıran muhteşem üçlü.

Sinan Canan da gönlümüzdeki bu ekibin tıp ve biyoloji alanındaki en önemli ismi. Programlarını, yazılarını takip ederken kitabıyla karşılaşınca da sevinerek kitabını aldım ve bir solukta okudum. Tavsiye, not ve tespitlerimi de kitaba ilgi duyan herkesle paylaşmayı borç bildim.

Kitabı okurken bilimin öneminin yanı sıra bilim dilin önemine de vurgu yapıldığını göreceksiniz. Bilimi kendi dilinde yapmak veya kendi dilinin bilimini yapmak gibi dertleri bulunan kitapta sıklıkla Oktay Sinanoğlu esinlerini de hissedeceksiniz. Alev Alatlı kitaba tesir eden önemli isimlerden ve sanırım en değerlisi de Canan’ın bilime bakışında önemli etkileri bulunan İbn Meymun (Bkz. Aklı Karışıklar İçin Kılavuz)

Kitabı ifade etmek için cümle düşünürken “Bilimi yerelleştiren kitap” cümlesi tezahür etti. Zira kitaba dışarıdan baktığınızda hem tasarımı, hem de cildiyle yurt dışından gelen çeviri bilim kitaplarını andırıyor. İçerik olarak ise tam bir yerli.

Evrim Derdimiz

Bence kitabın en önemli özelliği, klasik muhafazakar bilim insanlarının toptan bir reddiye düzmeye kendilerini mecbur hissettikleri Evrim konusunu sıfır kompleksle ele alıp, Charles Darwin’in davranışının ve çabasının yergiden çok övgüyü hak ettiğini belirtmesidir. Zira yeterince okunduğunda anlaşılacaktır ki oturaklı bir Evrim fikri, Yaratılış fikrine herhangi bir gölge düşürmemektedir. (Nasıl demeyin, kitabı okuyun, gayet güzel açıklanmış.)

Kitabın hazinesinin kapağını biraz aralamak için de aşağıdaki pasajlara göz gezdirebilirsiniz.


Zihin durumu ve limbik ateşleme

Bireylerin kitlesel yönlendirme ve zihin kontrolü konularında bilinçlenmesi, bu mekanizmaları işlevsiz kılabilecek en önemli unsurlardan bir tanesidir. Fakat çok daha önemli olan husus ise değerlerine bağlı insanlar yetiştirmektir. Zira belli değerleri olan insanlar, menfi yönlendirmelerden en az etkilenen kişilerdir.

Eğer bir toplum büyük oranda hayvani ihtiyaçlarını karşılamayı birinci öncelik edinmiş fertlerden oluşuyorsa, zihin kontrolörlerinin işi hiç de zor değil: Havucu burnuna tut, at koşmaya başlayacaktır.

Aşırı cinsel uyarıma maruz kalma nedeniyle erkek ve kız çocuklarda ergenlik yaşının gittikçe düştüğünü biliyoruz.

Pornografik içeriklere hem erken yaşta hem de sınırsız düzeydeki ulaşım, insan organizmasının milyonlarca yıllık biyolojik alışkanlıklarıyla ciddi anlamda uyumsuz bir süreci tetikliyor.  Bu kadar çeşitli ve kolay ulaşılabilir içerik, öncelikle ‘’sıradan’’ pornografik içeriğe karşı bir duyarsızlaşma (habituasyon) ve ardından daha şiddetli uyarımlar arama sonucunu doğuruyor. Esasında internet üzerinde akla hayale gelmeyecek derecede çeşitli pornografik içerikler olması bu yüzden. Yani pornografik içerik bağımlısı haline gelen insanlar, bir sonraki aşamada hep ‘’daha fazlasını’’ istiyor.

Bütün bunlar, beynin ön bölgelerinin kontrol edebilme yeteneğini köreltiyor.


Yabancı dil ‘’ders’’ ile öğrenilir mi?

Beynimiz böyledir ve duygusal bağlantı kurmadığı ve önem atfetmediği hiçbir şeyi ilanihaye kaydetmez.


Tabip mi lazım hekim mi?

Geleneksel (Ortodoks) tıp geleneğinin katı ve sınırlı kurallarından kopmayı aklına bile getirmeden, insan bilgisinin diğer tüm birimlerine kayıtsız bir tarzda mesleğini şöyle veya böyle icra eden insanlarla, gerçek hekimleri ayırabilecek kelimelerimiz olmalıdır. Bu farkı anlatabilecek kelimelerimiz olmazsa, zamanla fark da ortadan kalkar.


Oksitosin

İnsanlar arasında bağlılığı sağlayan en önemli hormanlardan biri, beynimizin hipotalamus bölgesinden salgılanan oksitosin adlı hormondur.


Vazopressin

Özellikle erkeklerde saldırganlık davranışı ile doğrudan bir ilişkisi var.


Aşkın gözü kördür, hem de gerçekten!

Âşık bir beyinde normal bir beyine göre nelerin daha ‘’farklı’’ salgılandığını veya faaliyete geçtiğini kısaca gördük. Fakat âşık beyinde bir de, normal bir beyinde gayet sağlıklı bir şekilde faaliyet göstermesine rağmen, aşk devreye girince faaliyetleri azaltılan veya durdurulan bölgeler var. Bunları da anladığımızda, aşkla ilgili kafa karıştıran birçok davranışın temellerini şimdi daha iyi fark edebiliyoruz.


Ön beynin baskılanması yahut ‘’ aşka bağlı akıl tutulması’’

Aşık insanların beyinleri üzerinde yapılan görüntüleme çalışmalarının ortaya koyduğu en ilginç sonuçlardan biri, beynin ön (frontal) bölgelerinde yer alan ‘’akıl yürütme’’ ve ‘’planlama’’ ile ilişkili bölgelerde izlenebilen baskılanma.  Aşık bir beyinde, akılcı ve eleştirel düşünmeyle ilgili ön beyin bölgeleri daha büyük oranda devreden çıkmakta.


Aşk ölür mü?

Kısacası aşk ölmüyor ama ‘’dönüşüyor’’. İlk dönemlerde hislerin etkisi, yani limbik sistemin komutları altında gerçekleşen ‘’aşkın bacayı sardığı’’ haller, yıllar içinde beynin daha üst merkezleri tarafından yöneltilen akılcı, insani, üst seviyeli bir birlikteliğe dönüşüyor.

Bu dönüşümün gerçekleşmediği durumlarda ‘’ Aşkımız bitti’’ gibi gerekçelerle çiftlerin birbirlerinden ayrıldıklarını sıklıkla görebiliyoruz. Bunun en muhtemel nedeni, insanların çoğu maşukuna değil, aşkın o ilk safhalarındaki heyecana aşık olmaları.


Taraf veya karşı olmak arasında

Evrime karşı yahut taraf olma seçimi, çok büyük bir çoğunluk için hiçbir şekilde bilimsel verilerin yetersizliğinden veya ikna ediciliğinden kaynaklanmıyor. Çünkü biliyorum ki neye inanırsanız inanın, savunmak için yeterli kanıtınız olacaktır. İnsanlar önce bir şeylere inanıyor, ondan sonra eldeki verileri inançlarına göre yorumlayarak, bunun üzerine kimi zaman ömür boyu sürecek fikir(?) mücadelelerine girişiyor.


Uzmanlar konuşsun

Uzmanlığın günümüzde bilimin en kutsal özelliklerden biri haline gelmesi, uzmanların yaptığı genellemelerin gittikçe iç acıtır bir mantıksızlığa saplanmasına neden oluyor. Örneğin; sadece başarılı bir sporcu olduğu için birilerini hemen ülkenin başına geçirmeye kalkmıyorsak, insanların söylediklerinin de uzmanlık alanlarındaki bilgilerle sınırlı kalmasını istemek hakkımız olmalı.


Taraf tutacaksak

Bir Müslüman, böyle bir tartışmada taraf tutacaksa acaba kimin tarafını tutmalı? Doğayı gözlemleyerek açıklamaya çalışan bir adamın tarafını mı, yoksa tahrif edilmiş bir dinin ruhbanlarının tarafını mı? Soru basit ama üzerinde biraz düşünmek, bizi birkaç yüzyıllık uykumuzdan uyandıracak ihtimal derecesinde etkili…


Evrim görünüşünün karşı çıkılacak yönleri

Bilim, sadece maddi etkileşimlere bakarak hadiselerin ‘’nasıl’’ını çözmeye gayret eder. Oluşların nihai ‘’neden’’ i ise bilim araştırma alanının dışında kalır ve bir bilim adamanın ‘’nihai nedene’’ dair söyleyeceği her şey,  ancak sıradan bir insanın nihai açıklaması kadar geçerliliğe sahiptir. Öte yandan din ve felsefe, bu büyük sorunlarla uğraşır ve bu alanlar arasındaki ayrım belirsizleştiren her türlü sınır aşımı, hızla düzeltilmesi gereken bir düşünce yanılgısı olarak ele alınmalı ve bilgiyle uğraşan insanlara bu prensip tavizsiz bir şekilde öğretilmelidir.


Biz ‘’katolik’’ miyiz?

Carl Gustav Jung, İnsan ‘’sürülerini’’ kalabalıklaştıkça akılsızlaştığını, hayvan sürülerinin ise tersine, kalabalıklaştıkça akıllandığını söyler.

 

Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler

Yayınevi : Tuti Kitap
Yazarı     : Sinan Canan

2 comments

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

30 − = 28