Social Dilemma ve Yaşadığımız Sosyal Medya İkilemi

Basit ama bağlam noktası yaratan cümleler duyarsınız ve o cümleler üzerine metinler bina edersiniz. Sosyal medya servislerinin ellerinde bulundurdukları veriler ve bu veriler ile yapılabilecekler konusuna uzun süredir kafa yoruyorum. Social Dilemma belgeselini izlerken duyduğum bir cümle bana bu içeriği üzerine bina edebileceğim bağlamı hediye etti.

“Sorun düzenlemelerin, kuralların ve rekabetin olmadığı yerde şirketlerin fiilen devlet gibidavranmaya başlaması. Sonra da “Kendimizi denetleriz.” diyorlar.” | Social Dilemma

Devletlerin vatandaşları üzerindeki en önemli tasarruf yetkisi onların kişisel bilgilerine sahip olmak ve hukuki bir durum oluştuğunda da ülke adına bu verileri kullanarak vatandaşlar hakkında uygulama yapmaktır.  Sosyal medya şirketleri geliştirdikleri ve tüm dünyanın kullanımına ücretsiz olarak sundukları servislerle devletlerin uhdesinde bulunan toplumsal gözetim, denetim ve bilgi edinme gibi fonksiyonlara ortak oldular. Son dönemde sosyal medya devleriyle gerek AB ülkeleri, gerek ABD ve Rusya, gerekse Türkiye’de yaşanan bilek güreşinin en önemli nedeni; şirketlerin teknoloji marifetiyle ortak oldukları bu güce, devletlerin kanun koyuculuk güçleriyle oyunu tekrar lehlerine olacak şekilde dengeye getirme çabalarıdır.

Savunmasını demokrasi, özgürlük, haber alma hürriyeti gibi değeri tartışılmaz kavramlar üzerinden oluşturan sosyal medya şirketleri kullanıcılarının kendi hükumetlerine yapacağı baskıyı ellerindeki en güçlü kart olarak tutuyor. Fakat bu argümanlar tüm dünyada yaşanan bilgi sızıntıları nedeniyle ciddi anlamda çürümeye maruz kalmış durumda. Social Dilemma belgeselinde de öne çıktığı gibi Facebook ve Twitter doğduğu topraklar da dahil olmak üzere tüm dünyada manipülasyon manivelası olarak algılanıyor. Bu durum sıradan insanların da sosyal medya kullanımlarını yeniden gözden geçirmelerine ve özel hayatın mahremiyeti konusundaki farkındalığın artmasına neden oluyor.

Peki sosyal medya gerçekten endişe edilmesi gereken bir şey mi yoksa tüm dünyada sıradan insanların da gelir elde etmesini sağlayan, iletişim kolaylaştıran ve hızlandıran harika bir araç mı? Belgeselin paralelinde berber bakalım.

Sosyal Medya Yeni Panoptikon Toplum Aracı mı?

İngiliz toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın kavramsallaştırdığı ve gözetim toplumunu ifade eden metafora göre; mahkumlar yaptıkları her hareketin gardiyanlar tarafında görülebildiği fakat onların gardiyanları göremediği bir hapishanede cezalarını çekerler. Her an izleniyor olma ihtimali ve cezalandırılma endişesi nedeniyle mahkumlar her zaman uyumlu davranır.

Kuramın ortaya atıldığı yıllardan bugünlere kadar hayatın akışı da tam tersine dönmüş görüyor. O yıllarda gözetlenmek en büyük endişe kaynağıyken, günümüzde gözetlenmemek, fark edilmemek ve beğenilmemek psikolojik bunalım ve hatta intihar nedeni olarak önümüze çıkıyor. Peki suyun akışı nasıl tersine döndü, belgeseldeki akıştan hareketle anlamaya çalışalım.

Social Dilemma belgeselindeki anlatılara baktığımızda sosyal medya servisleri tarafından psikolojik ve davranışsal panoptikon toplumun kusursuz bir şekilde yaratıldığını, hapishanedekilerin aksine Facebook başta olmak üzere sosyal medya odalarındaki insanların gözetlenmekten ve hapishanede bulunmaktan son derece memnun olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bu başarıyı daha iyi anlamlandırabilmek için başarının arkasındaki isim olan Mark Zuckerberg’e yakından bakmak gerekiyor.

City University of New York profesörlerinden Jeff Jarvis, Mark Zuckerberg ile yaptığı röportajında; “Zuckerberg, Facebook’un sadece bir teknoloji şirketi değil, aynı zamanda bir sosyoloji şirketi olduğunu öne sürüyor” diyor. Facebook’un kullanıcı ihtiyaçlarını gözetirken, kendi ihtiyaçlarını da kullanıcıya açan bir yapı oluşturduğunu vurgulayan Jarvis, “Zuckerberg mühendisten ziyade (kendisi hem bilgisayar bilimlerinde hem de psikoloji bölümünde eğitim almış) insanlar için, yapmak istediğimiz şeyleri yapmamıza ve onun bizim yapmamızı istediği şeyleri yapmamıza yardımcı olan sistemler inşa eden bir sosyal mühendis.” diyor.

Jeff Jarvis, 2011 yılında Facebook’un psikolojik ve sosyolojik bir laboratuvar olduğu ifadesini E-Sosyal Toplum kitabında okuduktan sonra bu konudaki farkındalığım bir hayli arttı ve o günden itibaren tüm dünyadaki kitle hareketleri incelerken bu pencereden bakmaya çalıştım. O dönem Facebook sıklıkla bu yaklaşımı ret ediyordu zira o günlerde henüz ne Cambridge Analytica skandalı biliniyordu ne de Brexit sızıntısı.

Her Şey Bizi Ekran Başında Tutmak İçin

Facebook’a eleştirel açıdan yaklaşan fikirlerin komplo teorisi olarak değerlendirildiği günlerde Facebook’un bizi takip ediyor olma ihtimali bize aşırı komplo geliyordu ve hatta Cem Yılmaz da bir parodisinde bu durumla dalga geçiyordu. Fakat işin gerçeği hepimiz takip ediliyorduk, peki neden? Çok basit, para ve daha çok para!

Facebook, Snapchat, Twitter, Instagram ve YouTube gibi şirketlerin iş modeli sizi ekran başında tutmayı hedefler. Size ne kadar zaman harcatabiliriz? Hayatınızın ne kadarını bize verebilirsiniz? | Social Dilemma

Bizleri genellikle yanıltan şey fonksiyonel bir ürünün öne çıkan işlevinin haricinde ek yan işlevlere de sahip olabileceğini atlıyor olmamız. Örneğin düzenli yürüme eylemi, sinirim sistemi için faydalı olduğu gibi, bağışıklık sistemi için de iyidir. Dahası hareket etmenin beynin işlevlerini arttırdığı bilinmektedir. Biz genellikle zayıflamak için yürürüz fakat kalori yakarken aynı zamanda beynimizin ve bağışıklık sistemimizin de daha etkin çalışmasını sağlarız. Aynı şey Facebook’un geliştirdiği algoritmalar için de geçerli. Markaların kendi tüketicilerine en düşük maliyetle ulaşıp satış yapmasını sağlayarak ürün-tüketici arasındaki mesafeyi kısaltan Facebook, bu yolla gelir sağlamayı hedeflemiş olabilir. Fakat bu hedefe yönelik yapılan psikolojik araştırmalar insanların siyasi tercihlerinin de bu araçlar ile etkilenebileceğini de ortaya koyduktan sonra tren raydan çıkmış da olabilir. Sebep konusunda kesin bilgi sahibi olma şansımız yok, fakat sonuçtan hepimiz eminiz. Facebook davranış genetiğimizin DNA zincirinin okunmasında oldukça etkili. İyi niyete dair açık kapı bırakmamın tek nedeni ise Facebook’un beğen butonu hakkında belgeselde yer alan bir ifade:

Beğen” düğmesini yaparken amacımız “pozitifliği ve sevgiyi yayabilir miyiz?” fikriydi. Günümüze gelindiğinde gençlerin yeterince beğenilmeyince depresyona gireceğini veya siyasi kutuplaşmaya yol açabileceğini hiç düşünemedik. | Social Dilemma

Facebook bizi daha fazla para kazanmak için takip ediyordu. Ve o kadar geniş bir kitleye sahipti ki ölçek ekonomisi yaratarak milyarlarca kullanıcısına küçük meblağlar karşılığında reklam yayınlama imkanı sağladı. Yapılan işe göre o kadar küçük  bütçeler söz konusuydu ki 200 dolara herhangi bir ülkede sokak savaşı ve iç karışıklık yaratabiliyordunuz. ABD’de yaşanan bu olayı Selçuk Şirin hocadan okuyabilirsiniz.

Facebook Verileriyle Psikolojik Profil Tahminlemesi

Facebook’un paylaşımlara verdiğimiz sadece “beğenme” verisi üzerinden kişilik analizi yapabildiğine dair araştırmalar okumuştuk. Bu araştırmalardan en dikkat çeken Cambridge’ten Wu Youyou geldi.

Araştırma için geliştirilen algoritmalar sadece 70 beğeni ile o kişinin karakterini en yakın arkadaşından daha iyi tanımlarken, 150 beğeni ile anne, baba ve çocuklarından, 300 beğeni ile ise eşinden bile daha iyi analiz etti.

Yaptığımız her şey tüm tıklamalarımız, izlediğimiz tüm videolar, beğeniler daha doğru bir model oluşturmak için kullanılıyor. Bu modeli bir kez yaratınca kişinin yapacakları tahmin edilebilir. Gideceğiniz yeri, izleyeceğiniz videoları tahmin edebilirim. Hangi duygular sizi tetikliyor, tahmin edebilirim. | Social Dilemma

İşin dile getirilmeyen bir boyutu daha olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen orta ve uzun vadeli kullanımların neticesinde kişileri kendilerinden dahi daha iyi analiz edebileceklerine eminim zira bu noktada akla Ja-Hori Penceresi kuramı geliyor. Kurama göre kişiliğimiz 4 bölüme ayrılıyor.

Açık Alan               : Kişinin herkes tarafından bilinen özellikleri.

Kör Alan                : Kişinin kendisinin farkında olmadığı fakat diğer insanların gördüğü özellikleri.

Gizli Alan              : Kişinin kendisinin bildiği fakat başkalarının farkında olmadığı özelikleri.

Bilinmeyen Alan: Hem kişinin kendisi hem de başkaları tarafından bilinmeyen özelliklerin bulunduğu alan.

Sosyal medya servisleri üzerinden geliştirdiğimiz davranışlarla oluşturulan davranış haritalarını manipülasyona açıklık açısından en tehlikeli kılan yön de Bilinmeyen Alan’ımızı da algoritmaların bilebiliyor olmasıdır. “Ben bunu nasıl yaptım?” diye kendimize sorduğumuz nice sorunun cevabı aslında büyük ölçüde sosyal medya servislerinin algoritmaları tarafından bilinebiliyor.

Peki bu veriler nasıl değerlendiriliyor? Algoritmalara tarafından milyonlarca ve hatta milyarlarca insanın hangi olaya nasıl tepki verdiğine dair veriler görselleştirildiğinde ilişkisel davranış haritaları oluşturulabiliyor. Bu patern ve haritalar oluşturulduktan sonra hangi topluluğun hangi uyarana nasıl bir tepki vereceğini rahatlıkla tespit edilebiliyor. Böylesi verilerin pazarlama amaçlı mı yoksa iç karışıklık çıkartma amaçlı mı kullanılacağı tamamen bu verileri ellerinde bulunduranların vicdanına kalmış durumda.

Bu haritalardan elde edilen en tehlikeli veri ise otomatik davranış kalıplarımızı da ortaya koymasıdır. Prof. Dr Robert Cialdini’nin, İknanın Psikolojisi kitabında  Klik-pır etkisi olarak adlandırdığı bu zaaflara “Bilgiye mekanik tepki verme ve otomatik davranış kalıbı” diyor. Kitapta verilen iki örnek gerçekten bu zaafları anlama açısından oldukça çarpıcı görünüyor.

iknanin-psikolojisi-robert-cialdini

Hindiler kokarcaları sevmez, kurutulmuş bir kokarca hindiye yaklaştırıldığında hemen saldırıp gagalamaya başlar fakat kokarcanın içine hindi yavrusunun glu glu sesini çalan bir kaset konduğunda hindi kurutulmuş kokarcayı sahiplenir ve sever. Kaset kapatıldığında ise yine gagalamaya başlar. Hindinin diğer bütün algılarını kapatan şey glu glu sesidir. Aynı davranış erkek ardıç kuşlarında da vardır. Bölgelerine kırmızı tüylü bir kuş girdiğinde saldırırlar, fakat kırmızı tüyü gizlenmiş bir erkek ardıç kuşu girse dahi buna aldırış etmezler. Ardıç kuşunun da otomatik davranış kalıbını kırmızı renk tetiklemektedir. İnsanların da tıpa tıp hayvanlarda olduğu gibi apaçık gerçekleri görmesini engelleyen otomatik davranış kalıpları bulunmaktadır. Bu kalıplar da yine algoritmalarla tespit edilerek ihtiyaç duyulduğunda kışkırtılır, bir ürüne yönlendirilir veya bir siyasiden nefret etmemiz sağlanabilir. Ne yazık ki bilim bu bilim kurgu değil, tam anlamıyla zaaflarla dolu insan beyninin acıklı bir hikayesi…

 Dopamin ve Mükemmeliyet Sarmalından İntihara Giden Yol

Dopamin beyinde üretilen ve mutluluk hormonu olarak ifade edilen bir kimyasaldır. Keyif veren bir şeyler yaptığımızda dopamin salgılanır ve bedende bir haz yaşanır. Bu hazzı tekrar yaşamak için dopamin salgılatan davranışı sürekli tekrarlarız. Kontrol dahilinde olduğunda bu bir ödül mekanizması olarak çalışır ve teşvik edici olur. Fakat beynimizin bu mekaniği güncel tabirle hacklendiğinde belirli bağımlılıklara yönlendirilebiliriz. İşte sosyal medya servislerinin beğen butonu ile bize yaptıkları da tam olarak budur, sözü yine eski bir sosyal medya çalışanına bırakalım:

Sizi en hızlı nasıl manipüle edeceğimizi psikolojik açıdan anlayıp dopamin salgılatmak istiyoruz. Sorun şu. Sosyal medya bir uyuşturucu. Yani biyolojik olarak insanlarla iletişim kurma dürtümüz var. Bu da ödül sisteminde dopamin salgılanmasına sebep oluyor.  Birlik olup topluluk hâlinde yaşamak, eş bulmak ve türümüzü yaymak için oluşmuş bu sistemin ardında milyonlarca yıllık bir evrim var. Yani sosyal medya gibi insanlar arasındaki bağı optimize eden bir araç mutlaka bağımlılık potansiyeli taşıyacaktır. | Social Dilemma

Beğeni almak, takdir görmek ve bilinmek o kadar tahrik edici ki belirli bir süre buna hazzı yaşayıp sonrasında bunu kaybettiğinizde psikolojik anlamda çöküş yaşanıyor. Ya da o hazza tekrar kavuşmak adına akla hayale gelmez aptallıkları yapabiliyorsunuz. Süt tankında sütle yıkanarak şirketini kapattırmak, domatesleri ayakla ezerek salça fabrikasını kapattırmak ve bunun gibi daha nice aptallık sadece daha fazla ilgi çekmek, takipçi kazanmak ve beğeni toplamak için yapılabiliyor. Yani dopamin zihnimizin en riskli arka kapılarından biri olarak görülebilir.

Bu endişenin yersiz olmadığının ispatını yine belgeselde görebiliyoruz, aşağıdaki görsel ABD’de yaşayan gençlerin yıllara göre artan intihar oranını gösteriyor.

Amerikalı gençlerde depresyon ve anksiyete sorunlarında müthiş bir artış oldu e bu, 2011 ile 2013 yılları arasında başladı. Kendini kestiği veya kendine zarar verdiği için hastaneye yatırılanların yıllık ortalaması 2010, 2011 yılına kadar epey sabitti ama sonra çok artmaya başladı. Yaşı daha büyük genç kızlarda oran %62. Ergenlik öncesi kızlarda ise %189. Neredeyse üç katı. Daha da korkuncu, intiharda da aynı örüntü var. Genç kızların yaşı 15 ila 19’a çıktığında oran yüzyılın ilk on yılına kıyasla %70 artmış. Başta çok düşük oranlara sahip olan ergenlik öncesi kızlarda %151 artmış. Bu örüntü bize sosyal medyayı işaret ediyor. | Social Dilemma

İnsanlar dehşet verici gerçeklerin çarpıcılığı ile yüzleşmektense bu gerçekliği kendi zihninde çarpıtmaya ve bu durumun kendi başına gelmeyeceğine inanmaya yatkındır. Fakat bu yapılan deneyler bu inancı derinde sarmaktadır.

Fare her pedala basıştan sonra beyinde meydana gelen keskin dopamin salgısı, hayvanı sürekli olarak pedala basmaya yönlendirir. Hayvan bir süre sonra kendini bu döngüye öyle kaptırır ki kolay kolay pedalın başından ayrılamaz hale gelir ve sürekli tüm işini bırakıp o pedala kilitlenir. Hayvanın davranışlarını izlediğinizde karşınızda mutlu ve keyifli bir canlıdan çok, sürekli meşgul ve bir çeşit telaş içindeymiş gibi görünen bir hayvan vardır. Uyarılan kısım beynin ‘’ödül’’ merkezi olmasına rağmen, hayvan daha fazla ödül almak adına sürekli olarak o işi yapmaya, o durumu artırarak sürdürmeye odaklanmış gibi gözükür. İşin daha da ilginç ve trajik kısmı şudur: Yapılan birçok deneyde, bu şekilde bir sistemi kullanmayı öğrenen hayvanlar, genellikle açlıktan ve susuzluktan ölene kadar o pedala basmaya devam eder. Bu basit düzenek, beyindeki ödül merkezini suiistimal etmenin nerelere mal olabileceğine dair güzel ve çarpıcı bir örnektir aslında. | Sinan Canan – Değişen Beynim

Beğen butonuna dokunurken veya beğeni kazanmak istediğinizde bu minik farenin hikayesini mutlaka aklınıza getirmenizi tavsiye ederim. Ben bunu yapmaya başladığımdan beri çok daha dengeli bir paylaşım ve etkileşim paterni oluşturmayı başarabiliyorum.

Güvenli ve Faydalı Sosyal Medya Kullanımı Mümkün mü?

Cevabı baştan vereyim, kesinlikle mümkün, hem de her şart altında, fakat biraz zahmet ve biraz da regülasyon gerektiğini de belirtmeden geçemeyeceğim.

Belgeselde önerilen bir teklif bu açıdan harikaydı: Telekom operatörleri de insanlar hakkında oldukça hassas verilere sahip. Ne yazdıkları, ne konuştukları, hangi gün hangi saat nerede oldukları ve nerelere ne sıklıkta gittikleri… Yani omzunuzda gezen melekler gibiler. Bu nedenle yasal anlamda oldukça ciddi regülasyona tabiler. Operatör müşterilerinin kişisel verilerine ulaşabilmek için mahkeme kararı gerekiyor ve bu verilerin korunmasıyla alakalı operatörlerin ciddi sorumlulukları bulunuyor.

Aynı şekilde sosyal medya servislerini regüle eden geniş katılımlı bir konsensüs oluşturulur ve sosyal medya şirketleri sakladıkları veri büyüklüğüne göre vergilendirilirse ve bu verilerin güvenliğinden de sorumlu tutulabilirse işte o gün güvenli bir sosyal medya kullanımı mümkün olacaktır. Fakat yine başlangıçta belgeselden alıntıladığım gibi sosyal medya şirketleri birer devlet gibi davranmaya ve denetim yetkisini kendi uhdesinde tutmaya çalıştıkça küresel ölçekte birçok kamu & sosyal medya şirketi çatışmasına şahitlik etmeye devam edeceğiz gibi görünüyor.

Son tahlilde sosyal medya belki de internetten sonra hayatımıza giren en güzel şeylerden biri diyebiliriz, fakat belirli ölçüler dahilinde fayda yaratacak şekilde kullanılması, fiziksel hayatın bir uzantısı olarak düşünülmeden bir iletişim aracı olarak hayatımızda yer bulması kaydıyla…

Bu yazıyla yetinmeden Social Dilemma belgeselini izlemenizi de özellikle tavsiye ederim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

51 + = 56