Dağ 2 Film Eleştirisi: Beğenmeyenlerden Misiniz?

Filmlerin propaganda amaçlı kullanımı oldukça eskiye dayanıyor. (Hollywood, Pentagon ve Washington / Küresel Stratejinin Üç Aktörü) Mantığı aşan duyguyu insan bilincine enjekte etmenin en kısa ve en etkili yolu olduğu için de maharetli ellerde eşsiz bir silaha da dönüşebiliyor. Bu konuda en mahir ülke kuşkusuz ABD…

Su götürmez hezimetleri bile Hollywood stüdyolarında zafere dönüştüren ABD’nin aksine (Vietnam’dan çıkan Rambo serisi) biz de dağlarda, mezralarda, ovalarda kanımızla yazdığımız destanları kamera karşısında kepaze ediyoruz.

Dağ 2 filmini izledim, çok öfkeliyim. Teşbihte hata olmaz, internetten 5.000 TL’ye akıllı telefon siparişi verip, kargoda gelen koliden hıyar çıksa muhtemelen en fazla bu kadar sinirli olabilirdim.

Filmi, daha kaliteli ürün bekleyen bir müşteri sıfatıyla, sinematografik açıdan ve yerelleştirme açısından eleştireceğim. Birinci bölümde getireceğim eleştiriler somut, ikinci bölümdeki eleştiriler ise soyut olacak.

Sinematografik Açıdan Eleştirilerim

İnsan sevdiğini eleştirirmiş penceresinden bakınca derdim daha iyi anlaşılacaktır. Kesinlikle bu tip filmlere ihtiyacımız var, hem de inanılmaz derece… Bu nedenle filmin her saniyesinin çok iyi düşünülmesi ve çok iyi kurgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Eleştiri 1: Gasıllar Değil Gassallar Olacaktı

Terminoloji takıntısı sizde var mı bilmiyorum ama bende biraz var. Filmde 00:56’da başlayan diyalogda kızı vefat eden Veysel Yarbay derdini komutanı ile paylaşıyor. Buradaki diyalogda duvarları yumruklarken elinin kırıldığını ve yaşadığı derin üzüntüyü anlatıyor. Diyalogda geçen gasılhane ve gasıllar kelimeleri anında zihnimdeki kelime polisimin alarmlarını çalıştırdı. Doğrusu Gasilhane ve Gassallar olmalıydı. Çok mu takıntı? Bence değil. Başarı ayrıntıda gizlidir. Gerçi Fatiha’nın bile yanlış okunduğu birçok yapıma rastlamış biri olarak bunu es geçmek gerekiyordu belki ama ecnebinin bir film ve bir dizi için gösterdiği özeni yerli yapımcılardan beklemek çok mu dedim, işte buna takılmadan edemiyorum.

Eleştiri 2: Özel Kuvvetler Taktik Av Tüfeği mi Kullanıyor?

Filmin bence en sempatik karakteri olan Eşref’in elindeki silaha dikkat etmişsinizdir. Silah ile ilgili olan herkesin dikkatini çektiğini düşünüyorum. UTAS UTS 15 serisi bir av tüfeği olduğunu videoyu izleyerek görebilirsiniz. Özel kuvvetler sınır ötesi operasyonlarda av tüfeği mi kullanır sorusu aklıma düştü. Muhtemelen silah tasarımı nedeniyle tercih edildi, ayrıca ABD’de de silah meraklıları arasında oldukça beğeni toplayan bir silah olması nedeniyle de tercih edilmiş olabilir, fakat bu silah taktik bir av tüfeği.

Sinemamızda özensizliklerin geneline alıştırıldık, kostümde özensizlik, mekanda yetersizlik, ekipmanda özensizlik, kullanılan dil ve terminolojide önemsizlik liste uzar gider.

Hollywood kesinlikle boşuna Hollywood olmuyor. 1989 yapımı My Left Foot filmi için Daniel Day-Lewis sol ayağıyla yazı yazmayı öğreniyor, filmde ayağıyla yazı yazmayı başaran ünlü bir engelli romancıyı canlandırıyor.

  • Christian Bale, Makinist filmi için 30 kg veriyor.
  • Bryan Cronston, Breaking Bad dizisindeki Walter White rolü için gerçekten uyuşturucu meth yapmayı öğreniyor
  • Robert De Niro meşhur Taxi Driver filmi için 1 ay boyunca taksicilik yapıyor
  • Brad Pitt, Fight Club filmi için ön dişlerini kırdırıyor

Kurcalarsanız bunun gibi daha onlarca kilo alan, kilo veren, odaya kapanan, adada yaşayan, vücut geliştiren, dil öğrenen yani yaptığı işin hakkını vermek için terini son damlasına kadar harcayan aktör bulabilirsiniz. Bizde durum nasıl, onu da sizin takdirinize bırakıyorum.

Sizce Hangisi Daha Heybetli?

Filmlerde algı yaratmak için olan abartılır, daha büyük, daha fazla, daha güçlü, daha …. Olumlu yönde bir abartma eğilimi vardır. Bu doğrultuda bir değerlendirme yaptığınızda film yine sınıfta kalıyor. Aşağıdaki iki görsele bakın, çok klasik bir yöntemle hazırladım. Onlarda vs bizde yöntemi ve olan vs kurgulanan yöntemi.

Bu tip filmlerle, ilgili ülkelerin özel kuvvetlerinin, polisinin, istihbarat teşkilatının insan algısındaki gücü pekiştirilir, tek bir mermi atmadan kültürel fetihler yapılır. CIA nerede olursan ol seni bulur, ABD deniz komandosu her şart altında galip gelir, Mossad’ın altından kalkamayacağı operasyon yoktur vb gibi. Dehşet zihnimizde kurulur ve tüm hayatımıza yansır. Peki bizde durum ne, bunun değerlendirmesini de tamamen size bırakıyorum.

Soldakiler bizim aslan bordo bereli askerlerimiz, sağdaki de filmdeki karakterler. Rambo‘yu bizim zihnimizdeki ABD askeriydi, şimdi düşünün sağ bölümdeki askerler bizim en seçkin kuvvetimiz olarak beyaz perdeye yansıtıldığına göre siz olsanız bu kuvvetten çekinir misiniz? Filmde rol alan oyuncuların vücut kondisyonu açısından kesinlikle yetersiz olduğunu düşünüyorum.

Yerelleştirme ve Kurgu

Türk yapımı bir filmde yerelleştirme de ne ola dediğinizi duyar gibiyim. Bu film ABD’de ve AB ülkelerinde İngilizce seslendirme ile izlendiğinde emin olun sade bir Türk vatandaşına geldiğinden çok daha fazla tanıdık gelecektir. Jestler, mimikler, tavırlar, inişler, çıkışlar neredeyse tamamı ABD sinemasında gördüğümüz bıçkın asker tripleri. Ve gerçekten ciddi anlamda bir yerelleştirmeye ihtiyacı var. Aşama aşama gidelim, ilk konu küfürler…

Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin kurumsal küfrünü hepimiz biliyoruz ve filmde de sık sık zikredilmiş. Fakat o kadar çiğ ve o kadar yersiz kullanılmış ki ciddi anlamda mide bulandırıyor. Filmlerde küfür kullanılması alışık olduğumuz bir şey, hatta yerinde kullanıldığında anlatımı güçlendirdiği de aşikar, fakat yine kurgudaki hamlığımız nedeniyle olsa gerek bu işi de elimize yüzümüze bulaştırmışız. Fragmandaki ilgili kısmı izleyin, bu küfrü daha önce milyonlarca kez etmiş biri olarak canlandırmayı kesinlikle fazla zorlama buldum.

Filmdeki imalar da cidden kepaze. Hani sadece diyaloglar üzerinden bir ordu hayal etmeniz istense 7/24 mastürbasyon yapan bir tim veya manga var diye düşünürsünüz. Amiyane tabirle “erkek muhabbeti” denen şey askerde sıklıkla yapılır fakat gerçekten bu filmdeki düzeyde değil. Filmde kullanılan eliyle evli olmak tabiri 20 yaşında gençlere söylendiğinde belki bir espri kaynağı olabilir fakat filmdeki gibi “saçının” kılı ağarmış iki asker arasında konuşulduğunda espri tamamen groteske dönüşüyor.

Saçmalamanın zirve yaptığı yer ise filmin kapanış bölümü. Filmin kapanış bölümünde bir timimiz bir Türkmen köyü olan Çardaklı’yı savunmaktadır. Köyü kuşatan DAEŞ militanlarına karşı bir savunma hattı tahkim ederler, patlayıcılar döşenir, stratejik yerler tutulur ve siper muhabbeti başlar. Filmin Türk kültüründen tamamen uzak bir anlayışla yapıldığının vesikası bu sahnedir. 7 kişilik Bordo Bereli timi 200’e yakın, tankı, topu, tüfeği olan DAEŞ grubuna karşı köyü savunacaklardır, sadece 5-6 kişi… Tim öleceğini bilir, bizim terminolojimizde bu ölüm de ŞEHİTLİK’tir. En kalitesiz ecnebi filminde bile ölüme giden insanlar İsa’dan, Tanrı’dan, Meryem’den yardım ister, dişe tırnağa dokunur bir diyalog geçer, mesaj verilir… Peki Dağ 2 filminde ölmeye, yani şehit olmaya giden tim ne konuşuyordu dersiniz? Seks!

Şaka değil, bildiğiniz milli formayı ilk ne zaman giydin muhabbeti yapıyor bizim ölüme giden askerlerimiz. İşin gerçeğini ise askerlik yapan her Türk evladı bilir; her akşam yapılan ranza altı muhabbetlerinde bu konuları açmaya çalışan bir kaç gevşek ağızlı mutlak bulunur, ama konu iyice seviye kaybettiğinde “hopppp olm bir durun ya iyice b.kunu çıkarttınız ha” diyen bir üst devre çıkar ve muhabbete nokta koyar. Fakat filmde bu muhabbeti yapanların yine saçının kılı ağarmış 30-40 yaşın askerler olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Eğer bir sonraki filmde küfür kullanacaklarsa lütfen Deadwood, Full Metal Jacket, Reservoir Dogs gibi filmlere bakmayı ihmal etmesinler. Bu filmlerin hepsini izlediklerine ve bildiklerine eminim, ama mesele bilmek değil uygulayabilmek, uyarlayabilmek yani yerelleştirebilmek.

Bir diğer konu mekan kullanımı. Gerçekten filmin en başarısız bulduğum yönlerinden biri de mekan kullanımıydı. Bir mezra, çalılık çimenlik, bir kaç kaya parçası… Dağ filminin ilk versiyonunda da kullanılan mekan sayısı azdı fakat gerçekten insana mesajını aktarabilen bir mekan kullanımı vardı. Hatırlayın, siz de hissettiniz Doktor Kanas’ın nefesini ensenizde… O karakolda kısılıp kalmayı, vızıldayan mermi seslerini, ölüm korkusunu, çaresizliği, kapana kısılmışlığı… Bu filmde ise heyecanlandığım tek sahne vardı, o da şanlı bayrağımızın Çardaklı köyünde göndere çekildiği andı… İlk filmde gözyaşlarımın bir kısmını içime akıtmıştım, tutamadıklarım da yanaklarımdan süzülmüştü, ne yazık ki bu film o duygu yoğunluğundan çok uzaktı. Acaba görsel yeteneklerimiz arttıkça duyguyu ihmal mi ediyoruz?

Sonuç olarak; yapımcıların kendi kültüründen uzak tipler olduğunu sıklıkla söylüyorum. Bu nedenle firmalar anlamsız halkla ilişkiler krizleri yaşıyor (Casper Krizi), milyonlar yatırılan reklam filmleri bir kaç gün içerisinde yayından kaldırılıyor (Turkcell Gangnam Style), yapılan işlerin ayağı yere basmıyor. Bu bağlamda Dağ 2 filmini kurtaran tek şey var o da; konunun ağırlığı. Asker, bayrak, vatan dendiğinde hepimiz duygusallaşıyoruz ve algı filtrelerimiz zayıflıyor, ve bu sayede de en özensiz işler bile tahta çıkabiliyor. Ne demişler; koyunun olmadığı yerde keçi…

act-of-valor-seref-madalyasi

Peki bir sinema müşterisi olarak ben ne istiyorum: Ben özen istiyorum, ben emek istiyorum, ben diyalog istiyorum, ben görsellik istiyorum, ben duygu istiyorum, ben algı istiyorum, ben anlam istiyorum, ben asalet istiyorum, ben değerlerimin yüceltilmesini istiyorum, ben Ömer Halisdemir‘in hatırasına yakışır bir oyunculuk istiyorum, onun kendi işini yaparken gösterdiği ciddiyeti ve fedakarlığı istiyorum… Hadi diyelim duygu olarak bunu veremiyorsunuz bari görsel olarak  şu filmlerdeki kaliteyi istiyorum:

Siz izlediniz mi, ne düşünüyorsunuz? İzlemediyseniz lütfen izledikten sonra yorumlarınızla yazıyı zenginleştirin…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

+ 35 = 38