Tarih Boyunca Yalan ve Propaganda

tarih-boyunca-yalan-ve-propaganda-bill-fawcett

“Tarih, üzerinde uzlaşılmış yalanlardan ibarettir” sözü geçmişimiz konusunda kendimize dahi dürüst davranmadığımızı en iyi anlatan sözlerden sadece biridir. Gerçeklerin çarpıcılığını yaşamaktansa yalanların ılık ikliminde gezmeyi tercih eder insanoğlu. Fakat tarihte öyle yalanlar var ki, büyük savaşlara başlamadan son vermiş kimi yalanlar ise milyonlarca insanın katledilmesine yardımcı olmuştur.

İnsanlık tarihinde yalanların en fazla işe yaradığı dönem insanlığın görece olarak en fazla medenileştiğini iddia ettiğimiz dönemlerde denk gelmektedir. İlginç bir şekilde toplumlar demokratikleştikçe kitleleri yönetmek ve sevk etmek için çok daha organize yalanlara gerek duyulmuştur. Bu ihtiyaca da propaganda ile cevap verilmiştir. Propaganda en naif tanımıyla organize yalanlar silsilesidir. Yalanlar birbirini ne kadar iyi tamamlar ve inandırıcı olması için gerçeklik harcı katılırsa propaganda o derece başarılır olur.

Alman filozof Schiller göre, manipülasyon ve algı yönetimi demokrasinin bir yönetim biçimi olarak yaygınlık kazanmasıyla birlikte gelişmiş ve özel bir uzmanlık haline getirilerek sistematize edilmiştir. Zira önceki dönemlerde insanları bir yöne sevk etmek için emretmek yeterli olmaktaydı. Hür iradeden söz edildiği bu dönemde insanları bir yöne sevk etmek için ikna etmeli ya da kandırmalısınız.

Elimizdeki kitap yakın tarihimizde karşılaştığımız propaganda faaliyetlerini özetleyen ve kısa hikayeler halinde derleyen önemli bir kaynak niteliğinde. Kitapta Osmanlı döneminden, Hitlere, Vietnam Savaşı’ndan büyük gazetelerin yalan haberlerine kadar yakın tarihe ışık tutacak ilginç bölümler bulacaksınız.


Küba Lideri Fidel Castro, 1959 yılında Sosyal Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin tarafına geçti. O tarihten itibaren ABD Küba’yı dikkatle izlemeye başlamıştı. 14 Ekim 1962 Pazar günü, bir ABD casus uçağı, Küba üzerinde olağan izleme uçuşunu yaparken korkutucu bir gerçek keşfetti: SSCB gizlice Küba’ya Kuzey Amerika’nın en uzak noktalarına kadar etkili olabilecek füzeler yerleştiriyordu. İzleyen günlerde ABD Küba’yı karantina altına aldı ve ABD Büyükelçisi Adlai Stevenson aracılığı ile Sovyetler Birliği’nden bu füzeleri acilen kaldırmasını talep etti.

Sovyet temsilcisi Valerian Zorin 23 Ekim 1962 günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında, bu suçlamaları “Sovyet hükümeti Küba’ya herhangi bir saldırı silahı asla göndermemektedir” diyerek reddetti.

Ekim ayındaki o on üç gün boyunca, hem Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, hem de Amerika Birleşik Devletleri için her şey kötüye gidiyor gibiydi. Eğer Valerian Zorin Küba’ya saldırı silahları yerleştirdiklerini kabul etmiş olsaydı, diplomasiye yer kalmayacak ve ardından nükleer savaş gelecekti ve doğrusunu söylemek gerekirse bir adamın yalan söylemesi durumu kurtarmış oldu.


Almanya, bir tavşanı mideye indirmeye hazırlanan bir kurt gibi, Batı Polonya’yı ele geçirmeye hazırdı.

Ancak umursamıyor gibi görünmesine rağmen Hitler kulağını açmış, dünya nasıl bir tepki gösterecek diye bekliyordu. Savaş süresince halkla ilişkileri gayet akıllıca kullanılacak olan Hitler, ayrıntılı bir propaganda planı yaptı. Böylece Polonya’ya karşı hazırladığı bu iyi planlan, ayrıntılı araştırılmış ve son derece saldırgan işgalin, aslında bir meşru müdafaa olduğunu iddia etmesine yarayacak iyi kötü bir gerekçe bulmak peşindeydi.

Nazi rejimi henüz ölüm kamplarının çalışması ve Yahudilerin ve diğer istenmeyen unsurların tutuklanıp hapse atılmaları dönemine girmemişti ama parti toplama kamplarını kurmuştu bile. Çok sayıda politik ve adi mahkûm bu kamplarda köle gibi tutuluyordu; her türlü haktan yoksun, temsil hakkı kullanmalarına ve dış dünyayla haberleşmelerine izin verilmeksizin toplanmışlardı. Şimdi de, bu kamplarda toplanan insan gücü, Nazilere gayet kullanışlı propaganda malzemesi sağlayacaktı.

Ağustos başlarında, Shutzstaffeln- kötülüğüyle ün salmış SS şefi – Heinrich Himmler, Doğu Almanya’da, Oranienburg da bulunan toplama kampından on üç zavallı mahkûmun Polonya sınırındaki bir okul binasına götürülmesini emretti. Aynı sırada Alman iaşe subaylarına çok sayıda Polonya askeri üniforması sipariş etti. Üniformalar sağlandı ve kod adı “Paketlenmiş Ürün Operasyonu” olan tertip yürürlüğe konulmaya hazır hale getirildi.

Plan, her biri rasyonellikle ve gerçeklere son derece saygısızlık edilerek gerçekleştirilecek iki bölümden oluşuyordu. Ağustos 1939’un son günü, mahkûmlara Polonya üniformalarını giymeleri emredildi. Hemen sonra, 13 adamdan 12’si zehirli iğne yapılarak öldürüldü. Cesetler, Almanya’nın uzak bir bölgesindeki, Polonya sınırına 10 km kadar mesafede bulunan bir ormana götürüldü. Burada, öldürülmüş mahkûmlar, gerçek bir çatışmada yaralanarak ölmüşler gibi görünsünler diye, tüfekler ve otomatik silahlarla vuruldu. Daha sonra cesetler korkunç bir şekilde, bazıları ağaçlardan sarkmış, bazıları çitlere asılmış şekilde yerleştirildi ki, çatışma sırasında ölmüş gibi görünsünler.

Sis çekilir çekilmez Alman kuvvetleri yaklaşmaya başladı. Anında basına haber uçuruldu : “Polonyalılar Almanya’yı işgal etmeye kalkıştılar!” Muhabirler ve fotoğrafçılar -gelmeleri Alman ordusu wehrmacht tarafından ayarlanmıştı -çabucak, fotoğraf çekmek ve gördüklerine görev bilinciyle dünyaya duyurmak amacıyla olay yerine vardılar. Haberler, daha sonra geniş çaplı inkâr götürmez Nazi işgal haberlerinin gölgesinde kaldı ama Hitler savaş boyunca sürdüreceği propaganda yayınının ilkini, saldırılarını haklı göstermek amacıyla bütün Almanya çapında yapmış oldu. Operasyonun ikinci kısmı, savaş öncesi Avrupa’da yapılan harekatlardan biri olarak, aynı günün ilerleyen saatlerinde yerine getirildi. Kalan mahkûm, hala Polonya üniformaları içindeyken, bir binbaşının komutasında ki küçük bir SS kumandası tarafından, itile kakıla yakınlarda ki Alman kasabası Gleiwits’e sokuldu. Mahkûmun güvenliği sağlandı ve sivil giysiler içindeki SS görevleri, kasabanın küçük radyo istasyonuna saldırdı ve yayıncıları radyodan tahliye ettiler. Mikrofonu eline geçiren ve gayet düzgün Lehçe konuşan bir SS görevlisi, Leh dilinde çılgınca Polonya ordusuna çağrılar yapmaya başladı. Kendilerinin Polonya’nın Almanya’ya karşı başlattığı saldırının öncü müfrezeleri olduğunu iddia ederek, Polonya’ya sadakat duygusu taşıyan herkesi ayaklanmaya ve Nazi diktatörlüğüne bir son vermeye çağırdı.

Sonra, benim diyen radyo tiyatrosu yönetmenini gururlandıracak müthiş bir boğuşma sesi başladı. Arka planda şiddetin daha da arttığını gösteren bağırış, çağırış ve çığlıklar işitiliyordu. Ardından bir yaylım ateşi sesi duyuldu. Çok dikkatle tezgahlanmış bu eylem açık mikrofonların önünde ve dünyanın bu uzak köşesine yayınlanarak gerçekleştirilmiş ve daha sonra kullanılmak amacıyla da teybe kaydedilmiştir. Planının son bölümü basitti: Polonya üniforması içindeki son mahkûm, vurularak öldürüldü ve cesedi radyo istasyonunda bırakıldı ki, herkes milleti isyana teşvik eden bu kışkırtıcının hak ettiği sona kavuştuğunu görebilirsin.

Ertesi gün sabah 1 Eylül günü Reichstag’da (Alman Parlemantosu konuşan Hitler, bir yandan tankları ve piyadeleri kuzey, batı ve güneyden Polonya’ya  girerken; Gleiwitz radyo istasyonuna karşı gerçekleşen bu sahte saldırıyı uzun zamandır planladığı savaşı başlatmak için gerekçe olarak kulandı.” Paketlenmiş Ürün Operasyonu’nun ” senaryosuna göre, almanlar sadece kendilerini savunuyorlardı!

Ama tarih, daha 1939 yılı eylül ayının ilk haftasından başlayarak, çıplak gerçeği yazacaktı.


Tarih Boyunca Yalan ve Propaganda

Yayınevi    : Hit Kitap
Yazar          : Bill Fawcett

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

25 − = 20