The Flowers of War: Savaşın Çiçekleri

the-flowers-of-war-savasin-cicekleri

Filmin ilk saniyesinden itibaren düşündüğüm tek şey filmin Hollywood yapımı mı yoksa Asya imzalı bir yapım mı olduğuydu. İlerleyen dakikalardan filmin tamamen Asya yapımı olduğunu anlamak, az biraz film izleme alışkanlığı olan herkesin anlayabileceği bir şeydi. Buram buram asalet kokan sahneler çok nadir Hollywood filminde bulunuyor, bu da onlardan biri değildi.

Bir savaşın ortasında, 12 küçük kızdan oluşan bir manastır öğrenci grubu, 13 fahişe, bir ayyaş ve bir de manastır öğrencilerine korumalık yapmaya çalışan bir besleme oğlandan nasıl bir film çıkardı sizce? 2011 yılında vizyona giren The Flowers of War: Savaşın Çiçekleri, Çin yapımıdır ve ne yazık ki yaşanmış hikaye türünde bir filmdir.

Film, 1937 yılında Japonya’nın, Çin’in başkenti olan Nanjing’i işgalini ve savaşın tüm iğrençliğini yeterince çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Filmin sonunda başrol oyuncularından Christian Bale‘in de aktörlük hayatı boyunca oynadığı en başarılı rol olduğu kanaatine varacaksınız.

Sadece para uğruna cenaze levazımatçılığı yapan birinden, manastır öğrencilerini kurtarmaya yarayacak maharetlere sahip bir kurtarıcı yaratan yönetmen Yimou Zhang‘ı da ayakta alkışlamak gerekiyor. Filmin her sahnesinde Asya asaleti buram buram tütüyor.

Etkileyici savaş sahneleri, vatan uğruna yapılan fedakarca bir direniş ve konuyla alakası bile olmayan bir Amerikalı sarhoş cenaze levazımatçısından destansı bir öykü izleyeceksiniz, fakat insanı asıl yaralayan şey izlediklerinizin tüm şiddetiyle bir zamanlar yaşanmış olduğunu bilmek olacaktır.

Filmde özellikle dikkat ettiğim bir diğer husus ise; olay örgüsünün fahişeler üstüne kurulu olmasına rağmen  müstehcenliğin, konunun önüne geçmesine asla izin verilmemesidir. TV’de dönen kendi tarih dizilerimize baktıkça nasıl bir düzeysizlikle imtihan edildiğimizi daha iyi anlıyorum.

Oyunculuk anlamında çocukların bile çok üst düzey bir performans sergilediği bu yapımı izlemeden ölen her sinema seyircisi bu dünyadan eksik gidecek ve yanında da bir kaç damla göz yaşını da dökmeden götürerek israf edecek.

Filmi anlatmamak, sahneler ve betimlemeleri, görsel tasvirleri yorumlamamak için ellerimi zor tutuyorum, fakat film hakkında tavsiye verirken de filmi anlatmak herhalde yapılabilecek en büyük saygısızlık olacaktır. Geçirdiğiniz 146 dakikanın her bir saniyesine değecek olan bir film, izleyin, hak vereceksiniz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 + = 7