Pokemon GO ve Prisma Işığında Yenilikçiler ve İlk Benimseyenler

pokemon-go-prisma-yayilma-modeli-yenilikciler

Ramazan Bayramı tatilinde sosyal medya hesaplarıma göz ucuyla da olsa bakıyordum. Favorim Instagram’dı, ara ara da Facebook… Telefonu kurcalarken Facebook duvarıma bir şeylerin tırmandığını gördüm, tanıdık da gelmişti aslında… Paylaşım sayısı arttıkça duvarıma tırmananların Pokemonlar olduğunu fark ettim, duvarımın istilası da çok uzun sürmemişti. Sektörden habersiz kalmamak için hızlıca bir göz attım ve bunun da yeni bir oyun çılgınlığı olduğunu anlayıncaya kadar Pokemonlara sabredebildim.

Bizim için Pokemonların yeri çok daha farklıydı halbuki, onları Pokeimam ile tanıdık ve aklımızda o animasyonla yer etti. Flash animasyon furyasının alevlendiği günlerdi, Pokeimam’ı Sayko Kemal izledi ve sonrasında da Karate Kamil. Flash çizgi filmlerinin zirvesi Cemre Özkurt’un Karate Kamil serisiydi. İzlemeyen varsa kesinlikle izlemesini tavsiye ederim.

Sen de Hoşgeldin Prisma

Pokemon GO‘nun şokunu atlatamamışken ikinci şok dalgası geldi: Prisma. Uygulama, fotoğraflarınıza filtre uygulayabildiğiniz bir iOS uygulaması olmakla beraber Pokemon GO’ya oranla çok daha fazla ilgimi çeken bir kategoride (mobil fotoğrafçılık) olmasına rağmen bu yenilikte de beni iten bir yan vardı. Popüler kültürün her ürününe her zaman mesafeli olmuştum, aynı davranış teknoloji kullanım alışkanlıklarıma da yansıyor sanırım, mesela hala bir özçekim/selfie çubuğu alamadım. Dahası da var; yeni çıkanlar arasından bir film seçmek de tam anlamıyla bir eziyet: Filmin konusunu seç, türünü seç, aktörlere bak, fragmanını izle derken herhangi bir filmi seçmek için, o filmi izlemeye ayıracağım vakitten çok daha fazlasını ayırıyorum. Aşırı kontrol duygusu insanı cidden yoruyor.

Önceleri bunu sorun ederken fark ettim ki yalnız değilim, bunu bilmek güzel. Gemiden asla ilk inmeyen, yeni çıkan akıllı telefonu herhangi bir arkadaşı almadan almayan, parasını güvenli limanlardan çıkartmayan, içtimada ön sıralarda durmayan (arka da iyi değil, en güzeli ortalar), yemek yediği mekanları değiştirmeyen, menüde sürekli bir seçkisi olup yeni bir yemeği kolay kolay denemeyen, hep aynı oyunları oynayan (Age of Empires 2 HD: Haritalara Göre Strateji Önerileri) yani kısaca yeniliklere mesafeli yaklaşan kocaman bir aileyiz biz.

prisma-age-of-empires-2-hd-kivilcim-ani-tipping-point

Tam da bunun üzerine düşünürken Malcolm Gladwell’in Kıvılcım Anı (The Tipping Point) kitabı elime geçmişti. Kitapta herhangi bir yeniliğin nasıl yayıldığı ve hangi tip insanlar tarafından yeni akımların başlatıldığı oldukça akıcı bir dille anlatılıyor. Anlatım da akademik bulgular ve çalışmalarla desteklenmiş, örneğin: Bruce Ryan ve Neal Gross’un herhangi bir akımın nasıl yayıldığını ortaya koyduğu “Yayılma Modeli” üzerinde durulmuş, bu model de merakımızı giderecek türden bilgiler içeriyor:

Yayılma Modeli

Yayılma modeli, bulaşıcı bir fikrin, ürünün veya bir inovasyonun bir halkın arasında nasıl yayıldığını ayrıntılı ve akademik bir yolla ele alan bir yöntemdir.

En önemli yayılma araştırmalarından biri, Bruce Ryan ve Neal Gross’un 1930’larda Iowa’daki Greene County bölgesinde melez mısır tohumunun yayılmasına dair yaptıkları analizdir.

Yeni mısır tohumu 1928’de Iowa’da kullanıma sunulmuştu ve çiftçilerin daha önce kullandıkları tohumdan her bakımdan üstündü. Ama hemen kabul görmemişti. Ryan ve Gross’un araştırdığı 259 çiftçi arasında sadece bir avuç çiftçi yeni tohumu 1932’de ve 1933’te ve ondan sonra 36’sı ve sonraki yıl biraz sıçrama yaparak 61’i ve ardından 46’sı, 36’sı, 14’ü ve 3’ü, 1941’de ise ikisi hariç araştırmada yer alan çiftçilerin tamamı yeni tohumları kullanmaya başlamıştı.

Melez tohumu denemeye 1930’ların başlarında başlayan bir avuç çiftçiye yayılma araştırması dilinde Yenilikçiler, yani maceracılar deniyordu. Onların bu yeniliği bulaştırdığı biraz daha büyük grup Erken Benimseyenler olarak adlandırılıyordu. Bunlar toplumdaki kanaat önderleriydi; çılgın Yenilikçiler’ in yaptıklarını izleyen ve sonra da 1936, 1937 ve 1938’de, bekleyen kuşkucu kitle olan ve çiftçilerin en saygınları denemeden asla hiçbir şeyi denemeyecek olan ilk Çoğunluk ve Son Çoğunluk geldi. Bunlar da tohum virüsünü kaptılar ve son olarak, bütün grupların en gelenekselcisi olan ve değişim için hiçbir ivedi neden görmeyen Geriden Gelenler grubuna bulaştırdılar. Eğer bu ilerlemeyi bir grafiğe dönüştürürseniz mükemmel bir salgın eğrisi oluşturduğunu görürsünüz: başlangıçta yavaş, Erken Benimseyenler tohumu kullanmaya başlayınca kıvılcımlanan, Çoğunluk devreye girince sert bir yükseliş gösteren ve en sonunda geriden Gelenler ayrı ayrı geldikçe düşen bir eğri.

Yayılma modeli kavramıyla ilk karşılaştığınızda belki sıkıcı gelebilir, fakat ön yargılı olmamakta fayda var, eğer iletişim ile ilgiliyseniz modelin grafiğini gördüğünüzde oldukça tanıdık gelecektir. Ben de bu grafiğe, kurum yöneticilere yönelik medya eğitimlerinde, dijital medyanın neden önemli olduğunu ifade etmek için ihtiyaç duyuyorum. (Yöneticiler Neden Medya Eğitimi Almalı?)

bruce-ryan-neal-gross-yayilma-modeli-kivilcim-ani

Bayram tatilindeki tecrübemden dolayı ben artık biliyorum ki Facebook duvarım önemli oranda Yenilikçi olarak adlandırılan %2.5’lik grubun etkisi altında, bu da demek oluyor ki gelecekte ortaya çıkacak herhangi bir yenilikten oldukça kısa bir sürede haberim olacak. Yeniliği deneyimledikten sonra beğenmem durumunda Erken Benimseyen %13.5’lik dilimin içerisinde kendime yer bulabileceğim. Yenilik hakkında konuşarak da (bu yazıdaki gibi) yeniliğin Erken Benimseyen Çoğunluk‘a ulaşmasını sağlayabileceğim. Veya tam aksi yönde bir karar alarak yeniliğin aslında tam anlamıyla bir vakit kaybı olduğu kanısına varacağım. (Pokemon GO gibi…)

Yeni iletişim kanallarını genellikle Yenilikçiler, Erken Benimseyenler ve Erken Benimseyen Çoğunluk kullanmaktadır. Bu nedenle hedef kitleniz gençler ve genç yetişkinler ise yeni iletişim kanallarına önem vermelisiniz. 2015 nüfus sayımına göre (20-34 yaş aralığı) yaklaşık 20 milyonluk bir büyüklüğe denk gelen bu kitle genellikle iletişim faaliyetlerini sosyal medya servisleri, bloglar, vloglar, dijital haber siteleri, sözlükler üzerinden gerçekleştirmektedir.

Girişimcilik ve iç girişimcilik ruhu da bu grafik üzerinde rahatlıkla anlatılabilmektedir. Girişimciler sektörel gelişim süreçlerinde eşsiz oyunculardır. En önemli özellikleri risk alabilme kapasiteleridir. Düzenli bir iş hayatına sahipken her şeyi geride bırakıp yeni bir maceraya atılarak sektörleri değiştirip piyasaları hareketlendirme gücüne sahiptirler. Girişimciler de grafikteki %2.5’luk dilimde yer alan Yenilikçilerden oluşmaktadır.

İç girişimciler ise güvenli bir limana girdikten sonra, girdikleri limanı geliştiren oyunculardır. Girişimcilerin kurduğu işletmelerin yaşamasını iç girişimciler sağlamaktadır. İç girişimcileri de Erken Benimseyen Çoğunluk içerisinde gösterebiliriz.

Durup bu noktadan baktığımda Yayılma Modeli grafiğinin aslında ne kadar çok kavramı aynı anda açıklama potansiyeline sahip olduğunu gördüğümde Ryan ve Gross’a şükranla doluyorum… Teşekkürler üstatlar.

Not: Pokemon GO’nun tam anlamıyla bir vakit kaybı olduğunu düşünmekle beraber arkasında oldukça üstün bir zekanın olduğunu da kabul etmemek elde değil. Potansiyeli iştah kabartırken, insanların küresel boyutta gösterdikleri koşulsuz teveccüh de rahatsız ediyor. Pazarlamacıların ve reklamcıların el birliği yaparak insanları birer tüketim otomatına dönüştürme konusundaki maharetlerini hepimiz biliyoruz, çünkü hepimiz hayatımızda en az bir kaç kez ağlarına düşmüşüzdür. Pokemon GO bu bağlamda değerlendirildiğinde inanılmaz bir reklam ve pazarlama gücüne sahip olduğu görülebilir. Dahası mı, o da var, kitle yönetimi konusundaki potansiyeli üzerinde de düşünülmesi gerektiği kanısındayım, çok mu uçuk geldi?  Zaten “şeytanın en büyük hilesi bizi var olmadığına inandırmasıymış”  (Sözün sahibi Charles Baudelaire olsa da ben de ilk olarak Olağan Şüpheliler (Usual Suspects) filminde duymuştum)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

− 6 = 1