İletişimsizlik ve Yazısız İletişim Uygulaması Yo!

kaku-iletisim-ikna

Beni bu yazıyı kaleme almaya iten uygulamanın adı YO! Minimalizmin dibine vuran uygulama kullanabilmeniz için sizden ne mail adresi ne de Facebook profili istiyor. Uygulamayı ilk açtığınızda bir kullanıcı adı ve parolası belirlemeniz yeterli. Uygulama ile arkadaşlarınıza atabileceğiniz tek mesaj ise: Yo! Daha kısa, daha kolay, daha az eforla daha az iletişim… Uygulamanın adını duyduğumda Breaking Bad dizisindeki ergen karakter Jesse Pinkman aklıma gelmişti.

Her kelimesinin sonuna eklediği argoda dostum, ahbap gibi karşılığı bulunan bir kelimeyi bir uygulama olarak görmek Jesse Pinkman lobisinin boş durmadığını düşündürdü ve iletişim sosyolojisi açısında uygulamanın en az dizideki metamfetamin kadar zararlı olduğu da aşikar.

Hali hazırda okuma, öğrenme, sorgulama alışkanlığını dumura uğrattıkları nesillerin şimdi de beyinlerini tamamen söküp almanın adımlarından biri gibi görünen bu uygulama 1.2 milyon dolar yatırım da aldı. Evet evet şaka değil! Uygulama hakkında daha ayrıntılı bilgi için Merve Kara’nın yazısını okuyabilirsiniz.

Üniversite gençliği günde 400 kelime ile konuşuyor

Uzun zaman önce konu ile ilgili bir haber okumuştum. Prof. Dr. Arus Yumul üniversite gençliğinin günde sadece 300-400 kelime ile konuştuğundan dem vurarak, bu nesle ”tasarruflu nesil” sıfatını yakıştırmıştı. 100 bin civarı kelime bulunan bir dili 400 kelime ile konuşmak eşsiz bir tasarruf örneği. Benzer durumdaki bir İngiliz vatandaşının ise günü 2 bin kelime ile tamamladığı da ilgili haber metninde yer alıyordu. Eminim bu araştırma yenilense tasarruf yöneliminin artan oranla büyümeye devam ettiğini de görebilirdik.

Çok okumayan bir milletiz demeyeceğim zira artık bu hastalık Batı’ya da sirayet etti. Çok okumayan, çok az kelimeyle anlaşmaya çalışan bir insan topluluğu yaratan internet ve sosyal medya, bu tip uygulamalarla da işi bir adım daha öteye götürüyor. Global köye dönüşen dünya insanları yüksek zevklerde ve erdemlerde eşitleme çabası bir yana dursun sıradanlıkta eşitlemeye yemin etmiş gibi görünüyor.

Yüksek lisans bitirme tezim için kaynak ararken karşılaştığım bir makaledeki bir cümleyi hiç unutamıyorum. Sözün sahibini bulamadığım için de çok üzülmekle beraber hala akademik yayınlar arasında arıyorum.

“İnternet; daha fazla bilmek adına anlamaktan uzaklaşan bireyler yarattı!”

Günümüzü bundan daha iyi özetleyen bir cümle daha var mıdır? Zannetmiyorum! Üzerine kitap yazılası bir cümle. Akış ekranları, yeni kullanıma sunulan uygulamalar, bilgi servisleri… Tamamı anlık ve yüzeysel bilgi vermek üzerine kurgulanmış bir ekosistem. Her şeyden haberimiz var fakat “neden?” sorusuna soracak insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Bu araçlar ilaç kapsülü gibi ekosistemimize giriyor ve teknoloji kullanım alışkanlıklarımızı zehirliyor. Aynı ilaç tabletlerinde olduğu gibi bu tip olumsuz alışkanlıkların da kapsülü insanların yutmasını kolaylaştırmak için her zaman tatlıdır. Yo ve benzeri uygulamaların kapsülü de eğlence olarak tasarlanıyor. (Gerçi her bir resmin altına sadece Yo yazıp birbirine göndermenin eğlenceli nesi var onu da hiç anlayabilmiş değilim.)

Eğlence, insanları amaçsızlaştırmak ve öğrenmekten alıkoymanın günümüzdeki en maharetli aracı konumunda. Aldous Huxley bu durumu muhteşem özetlemiş. Huxley, George Orwell’in, “Büyük Birader” metaforuna ihtiyaç duyulmaksızın insanların eğlence ve hazza boğularak tepkisizleştirileceğinden söz eder. Orwell’a göre insanlar baskı ve korku ile sindirilirken, Huxley’e göre insanların akli melekeleri eğlence temalı yapımlarla felce uğratılacak ve hatta insanlar içinde bulundukları bu bitkisel hayattan haz duymaya başlayacak.

Orwell’in en büyük endişesi iletişim araçlarının yasaklanmasıydı, Huxley ise yasaklama bir yana, iletişim araçlarının kullanımının teşvik edileceği üzerinde duruyordu. Yo ve “bilmem kaç adımda bilmem neyi bilmem ne yapmanın x yolu” temalı, metinden çok görsele dayanan anlatımlar Huxley’in öngörüsünde ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Genel itibariyle insanların bu hali o kadar ileri bir boyuta ulaşmıştır ki, kendi prensipsizliklerinin göze batmaması için prensip sahibi olan insanlara saldırmayı da düstur edinirler. Yeme içme konusunda, izledikleri ve izleyecekleri konusunda, sosyal medyada kullandığı üslup konusunda belirli bir prensibe sahip insanların en sık karşılaştıkları cümle; “amaan delimisin ya hangi birine dikkat edeceksin!” oluyor. Eminim Huxley de Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi bir yerlerden bakarak, “işte dediğime geldiniz” diyordur.

Tam da bu boş vermişliğe hayıflanırken Robert B.Cialdini’nin İknanın Psikolisi  kitabında yine eşsiz bir söze rastladım. Söz İngiliz portre ressamı Sör Joshua Reynolds’a ait.

“İnsanın düşünme işinden kaçmak için başvurmayacağı yol yoktur.”

İnsanın bu hali de açıkça sosyolojik bir sorundur. Leon Festinger bu durumu Bilişsel Çelişki olarak açıklar. Boş vermişlik bildiğimiz tüm değerlerle çelişmesine rağmen sırf düşünme zahmetine katlanmamak için “amaan delimisin ya hangi birine dikkat edeceksin!” deniyor.

Aslında sorun iletişim araçlarında veya sosyal medyada değil, sorun insanların bu araçları nasıl kullandığında. Birilerinin hayat kurtardığı bu platformlar birileri için de taciz, tecavüz ve hakaret mecrası olabiliyor. Yani sorun yine insan, her yerde ve her zaman olduğu gibi…

Turkcell Teknoloji Zirvesi 2014’te konuşan Michio Kaku teknolojinin hayatımızla tamamen entegre oluşunu oldukça güzel bir ikilemle açıklıyordu. Bilgisayarlar hem her yerde, hem de hiç bir yerde… Bu örnekten hareketle  “iletişim araçları hem her yerde, hem de iletişim hiç bir yerde” çıkarsamasını rahatlıkla yapabiliriz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

− 1 = 4