Dijital Dönüşüm İçin İç Girişimciliğin Önemi

ic-girisimcilik-dijital-donusum

Bir dönem inovasyon kelimesi kurumsal sakızımızdı, neredeyse çiğnemeyen yoktu. Her marka kullandı ve artık günlük hayatımızın bir parçası haline geldi. İş süreçlerinde önemli bir parça olan inovasyonun yerini kısa bir süre önce “dijital dönüşüm” aldı. Şimdi yeni kurumsal sakızımız da bu, aman çiğnemeyen kalmasın.

Düşünüyorum da; sanırım akılda kalıcı şekilde inovasyon kelimesiyle ilk defa, satın aldığım Toshiba dizüstü bilgisayarda karşılaşmıştım: TOSHIBA Leading Innovation. Toshiba da bu sloganı 2007 yılında kullanmaya başlamış. Dijital dönüşüm kavramı ise benim için çok daha farklı bir tecrübeydi. henüz kavramla karşılaşmadan önce, kendi işim çerçevesinde bu kavramın içini doldurmak için var gücümle çalışıyordum.

Dijital dönüşümü Google’a bakmadan kısaca tarif etmek istersek, iş, üretim, planlama, koordinasyon gibi süreçlerin dijital ortamlara adapte edilmesi, süreçlerin hızlandırılması ve optimize edilmesi olarak niteleyebiliriz.

Dijital Dönüşümün Olmazsa Olmazı İç Girişimcilerdir

Ne olursa olsun, bir şeyin üreteni olmadığınızda o şeyin felsefesi, değeri ve gerekliliği konusunda da akıl yürütmekte zorlanabiliyorsunuz. Dijital dönüşüm sürecinde ülkemizin yaşadığı en önemli sorunlardan biri de sanırım bu. Üreteni olmadığımız bir “şeyi”(teknoloji) hayatımıza adapte etmeye çalışıyoruz, bunun adına da dijital dönüşüm dedik.

Her anlamda muhafazakar ve gelenekselci bir yapıya sahip olan iş/akademi dünyamızın bu sürece ayak uydurması da gerçekten oldukça zor bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Bu muhafazakar yapıyı zorlayıp, kabuğunu yırtacak kişiler de iç girişimcilerdir.

Kavramla ilk defa, İktisadi ve İdari Bilimler mezunlarının aşina olduğu M.Şerif Şimşek’in Yönetim ve Organizasyon kitabında karşılaşmıştım. Sanırım benden tek cümlelik bir CV yazmam istense; “ben tam bir iç girişimciyim” yazardım. “Peki iç girişimcilik nedir?” dediğiniz anda kavramın yaşadığı dram da ortaya çıkmaktadır:

Google’da “girişimcilik” yazdığınızda yaklaşık 3.680.000 sonuç bulunurken, çift tırnak içerisinde “iç girşimcilik” yazdığınızda 4.180 sonuç, çift tırnağı kaldırdığınızda ise 950.ooo sonuç bulunmaktadır. (bkz Tüm Arama İpuçları ve Püf Noktaları)

Yani çalışma hayatını ve iş dünyasını canlandıracak, değişimi ve inovasyonu sürükleyecek itici güç iç girişimciler, Google tarafından bile hor görülmektedir.(İlgi yoksa adam ne yapsın?) Daha da ilginci ise Wikipedia‘da da İç Girişimcilik kavramı yer almamasıdır. Girişimcilik balonu şişirilirken, zenginlik, ilerleme ve toplumsal refahın anahtar kelimesi iç girişimcilik neden sümen altı edilmektedir, hep bunu düşünüyorum.

İç  girişimcilik,  bir  örgütte  girişimsel  bir  kültür  oluşturarak,  yeni  ürünlerin  ve  süreçlerin geliştirilmesi  olarak  tanımlanabilir.  Başka  bir  ifadeyle,  iç  girişimcilik  bir  bireyin  yeni fırsatları takip etmek ve yenilikçi değişimi harekete geçirmek için sorumluluk alma istekliliğidir. Yenilikçi bakış  açısına  sahip  iç  girişimciler,  sürekli  olarak  fırsatları  sezme  ve  fırsatları  pazarlanabilir fikirlere  dönüştürebilme  yeteneklerini  sergilerler,  bundan  dolayı  değişimin  itici  gücü  olarak görülürler.

İç girişimciler çalıştıkları şirketlerde kendi yaptıkları işlerin, daha verimli ve daha iyi yapılması için kafa yoran insanlardır ve çalışma hayatı açısından girişimcilerden çok daha değerlidirler. Girişimci bolca bulunurken, iç girişimci ise nesli tükenmekte olan bir ruh halini temsil etmektedir. Peki neden bizde iç girişimci çıkmıyor, çıkanlara ne oluyor?

kotu-patron

İç Girişimciliğin Önündeki Engeller

Bu kısma kadar geldiyseniz kavram hakkında gerçekten meraklısınız ve sizin de içiniz yanıyor demektir. Şimdi sıkı durun, içinizin yağlarını eritecek bölüme geldik.

İç girişimcilik ikliminin oluşmasının önünde oldukça fazla engel bulunmaktadır. Tek tek inceleyerek nelerin engel olduğunu anlamaya çalışalım.

  • Patronlar: İlk engel değişim düşmanı patronlardır. Yapılan işin kendi bilgilerini aşmasını istemezler, iş kendi hafsalalarını aştığında kendilerini güvende hissetmezler, iş hakkında ahkam kesme lüksleri ortadan kalkar, çalışana bağımlı kalacaklarını düşünürler, bu nedenle değişime ve iç girişimciye kapalıdırlar. Az olsun, küçük olsun ama benim olsun bu engelin sloganıdır.
  • Yöneticiler: Boynuzun kulağı geçmesini istemeyen tiplerdir, kendi bulunduğu mahfilde emekli olana kadar işi rutine bağlayarak çalışmak isterler. Bu tip yöneticiler iletişim kanallarını tıkayarak kendi astlarından gelen yaratıcı fikirlerin, üstlere ulaşmasını engellerler. Hem şirket, hem sektör hem de ülke ekonomisi için en önemli hastalığı teşkil etmektedirler. Sloganları ise “bulandırma denizi, uyandırma kerizidir
  • İkinci Nesil GMY: Eğer şirket bir aile şirketiyse yandığınızın resmidir. Aile şirketlerinde iç girişimci olmak çölde kutup ayısının hedefindeki bedevi olmak gibidir. İçiniz rahat etmediği için işinizi geliştirmek istersiniz, fakat üniversiteyi C ortalama ile bitirerek, başka hiç bir işte çalışamayacağı için babasının şirketinde yönetici olan ikinci nesil yöneticinize toslamamak için kendinizi dizginlersiniz. Bu tip yönetici her şeyin en iyisini kendisi bilmekle beraber sizden değişiklik ve geliştirme beklemektedir. Sanmayın ki iş süreçlerine uygulamak için bu istekler gelmektedir. Bu talebin nedeni sadece reddetmenin ve önerilen fikrin eksikliğini bulmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamak içindir.  Sloganları ise “babam sağolsundur.”
  • Çalışanlar: Çalışanların önemli bir kısmı aynı işi, hiç bir değişiklik yapmadan milyonlarca yıl yapmaya razıdır, hatta ısrarcıdır. İç girişimcinin getirdiği değişim talebi miskin çalışanları da rahatsız etmektedir. Miskin çalışanlar değişime direnirler, işlerini yapmaya harcamadıkları çabayı, iş yapmamak için harcarlar. Fikrinizin uygulanabilir olmadığını ispat etmek yegane amaçlarıdır, değişim gereksizdir. Sloganları “sen mi kurtaracaksın dünyayı bea?”

Hadi itiraf et, bunlardan en az biriyle sen de hayatında karşılaştın, peki senin önündeki engel hangisiydi ve nasıl aştın, bize de öğret!

Bu Engellerin Ortak Özellikleri

  • Sosyal medyayı Farmville’de tarla yapmak veya internetten “karı-kız indirmek” olarak algılarlar.
  • Google veya Facebook’a reklam vermektense otoban kenarında duran tabelalara çok daha fazla kıymet verirler.
  • Geleneksel pazarlamaya 3 yatırıp 5 aldığında şükrederken, dijital pazarlamaya 0.5 yatırıp 15 almak gerektiğine inanırlar.
  • Tablet, akıllı telefon, mobil dünya gibi kavramlar doğrudan ve sadece”oyun” ile alakalıdır.
  • Kağıda yazılı olmayan her şey güvensizdir. “Bulut mu, o da ne, havada bulut sen dijitali unut” gibi espriler yaparlar.
  • Saygı duydukları iki teknolojik alet vardır: U SEBE ve en büyüğünden iPhone.
  • Kiralama kavramına karşıdırlar, mutlaka satın alınıp, sahip olunmalıdır. (Sunucu/bulut vb. )

Sıraladıkça içim karardığından 7 maddede bırakmak en iyisi diye düşündüm. Bu kadar engelin olduğu bir değişim sürecinde hala dijital bir dönüşümden söz edilebiliyorsa, bu yılmaz iç girişimcilerin sayesindedir. Kesinlikle ve kesinlikle girişimcilik kavramına gösterilen itibarın küçük bir kısmı iç girişimciliğe gösterilse, hem şirketler hem de çalışanlar ortaya çıkacak olan bu kurumsal sinerjiden pozitif anlamda etkilenecektir. Çünkü iç girişimcilik ortak bir değer yaratmanın adıdır, tek başına bir kayık yüzdürmektense içerisinde bulunulan gemiyi yürütme, geliştirme ve yaşatmanın adıdır. Bu nedenle her zaman iç girişimcilik > girişimcilik

“Sahip olmanın” kutsandığı bir zamanda, paylaşmanın, ortak değer yaratmanın bir itibarı kalmadığından iç girişimcilik kavramı çalışanların algı eşiğinin altında kalmıştır.

2 comments

  1. “iç girişimcilik” kavramından bihabermişim bu güne kadar, onu anladım. Güzel bir değerlendirme ve örneklendirme olmuş. Sloganlar gülümsetti açıkçası. Teşekkürler.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

+ 33 = 36