Apple’dan Ekran Boyutu ve NFC Açılımı

WvIcuvj

Apple lansmanından sonra gayri ihtiyari sarf ettiğim bir sözdü ve bir blog yazısına dönüştürmeye karar verdim. Onlarca farklı kaynaktan taradıktan sonra kimseye haksızlık etmeden bir kaç kelam da ben etmek istedim.

Yazının ana fikrini internette hızla yayılan aşağıda görmüş olduğunuz görsel oluşturuyor. Bu görsel bir Google Nexus 4 kullanıcısı olarak her ne kadar göğsümü kabartmış olsa da pazarlama ve markalaşma konularına ilgi duyan biri olarak da beni derin düşüncelere sevk etti.

Görselden anlaşılacağı üzere 2012’nin sonlarına doğru üretilen Google Nexus 4 ile, 2014’ün sonlarına doğru üretilen iPhone 6 arasında devasa farklar bulunmuyor. Lansman sonrası yaşanan hayal kırıklığının telefonlar arasındaki bu eşitlikten değil, Apple üzerinde oluşan büyük beklenti nedeniyle yaşandığını düşünüyorum. Olaya markamarkalaşma ve tüketici dengesi analizi açısından bakmak, durumu anlama açısından çok daha önemli gibi görünüyor. Zira aşağı yukarı aynı özelliklere sahip akıllı telefonlardan biri 2400 TL gibi bir fiyattan piyasaya sürülmesi beklenirken bir diğeri sadece 900/1.000 TL civarında satılıyor. (Google Nexus 4, 1399 TL fiyatla satışa sunulmuştu.)

Kendimi satın alma davranışı açısından rahatlıkla “homoekonomikus” (iktisadi birey” anlamındadır. en az maliyetle en yüksek faydayı sağlamak amacında kodlanmış bireydir) olarak nitelendirebilirim. Herhangi bir ürünü satın almadan önce fiyat/performans kriterini birinci sırada değerlendiririm. Yüksek fayda sağlayan bir ürün için yüksek meblağdan kaçınmam, fakat sadece marka değeri için de herhangi bir ürüne muadilinin 3 misli bir fiyatı da ödemem, şimdi bu perspektiften bakılarak yazılmış bir yazı okuyacaksınız.

Telefonların açıklanmasının hemen ardından seyre değer bir Fanboy ve Android geliştiricileri atışması başladı. Bazıları gerçekten üstün zekanın ürünü…

Apple-watch

Şimdi, iktisadi bir birey olarak neden iPhone almam sorusunu cevabına gelelim. Kişisel görüşüm; ürün ve hizmetlerin maddi değeri, kullanım değerleriyle, yani satın alındığı zaman ortaya çıkarttığı fayda ile ölçülmeli. Ne üzerindeki ısırılmış bir elma için ne de birbirine paralel üç çizgi için ürünler, aynı işlevi görüp, benzer fayda yaratan bir diğer ürünün 5 katı fiyatla satın alınmamalı.

Peki nedir bu fayda? İktisadi anlamda fayda; çeşitli mal ve hizmetlerin insan ihtiyaçlarını karşılama özelliğidir. Bu tanımdaki ihtiyaç kavramına ayrıca değineceğiz, fakat şu tespiti net bir şekilde yapalım; mal ve hizmetlerin temel fonksiyonu ihtiyacı gidermesidir.

Peki bir malın faydasını ölçmenin yöntemi nedir? İktisadi anlamda farklı yaklaşımlar olsa da günlük hayatımızda en sık kullandığımız yöntem karşılaştırma yapmaktır. (Ordinal Yaklaşım) Alışveriş sitelerinde bunu sık sık yapıyoruz.

Tam da burada iPhone 6 ve Google Nexus 4 için bir tüketici dengesi analizini yapalım ve edineceğimiz faydanın karşılaştırması ile bu ürünün fiyat değerlemesini yapalım ki yapılmışı var. (bkz ilk resim)

Haksızlık etmemek için iPhone 6’da olup, Nexus 4’te olmayan özelliklere de göz atmak fayda var. Daha az ısınan ve daha stabil çalışan bir işlemci, daha iyi bir kamera teknolojisi, parmak izi okuma teknolojisi, daha hızlı bir kablosuz iletişim deneyimi, daha sağlam bir kasa. Göze ilk çarpan özellikler bunlar. Can alıcı soru şu; bu farklar için fazladan yaklaşık 1400 TL ödemeye hazır mısınız?

iPhone 6‘nın sağlayacağı faydanın, Google Nexus 4’ün sağlayacağı faydadan daha fazla olduğu konusunda sanırım herkes hemfikir. Asıl sorun iki fayda arasındaki farkın 1400 TL edip etmeyeceğinde.

Birkaç satır önce kısaca değindiğimiz ihtiyaç kavramı iktisadın çözüm bulamadığı önemli açmazlardan biridir. Zira subjektif bir kavram olmakla birlikte kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Bir tüketicinin akıllı telefona olan ihtiyacı; görüşme yapmak, internete bağlanmak ve mobil uygulamaları kullanmak olabilirken, bir diğer tüketiciye göre bu ihtiyaç soyut talepleri de içermektedir. Toplumca değerli bulunan, statü sembolü olarak kabul edilmiş bir telefona sahip olma ihtiyacı bu tip tüketicinin tercihlerini etkilemektedir.  Bu ihtiyaç çeşidi markaların asıl top koşturdukları alandır. Açıkçası (bir homoekonomikus için) aradaki 1400 TL’lik farka rağmen pahalı olan ürünün tercih edilmesini açıklamak da bu ihtiyacın tanımlanması ile mümkün olmaktadır.

 Nasıl oluyor da insanlar aşağı yukarı aynı faydayı elde ederken daha pahalı olan ürünü tercih edebiliyor?

Marka!

Burada bırakmak bile kafi fakat hazır başlamışken gerisini de getirelim: Apple sattığı ürünlerde yenilikçi bir yaklaşım sergileyerek tüketicilerin belleğinde oldukça yüksek bir itibara sahip oldu. Ürün tasarımlarına getirdiği yaklaşımlar, ürünlerin fiyat düzeyleri ve kusursuz müşteri hizmetleri deneyimiyle bir statü sembolü haline geldi. İşte Apple’ı muadillerine oranla daha pahalı yapan ve sorgulanmadan alınmasını sağlayan şey de tam olarak budur. Bir Apple ürünün tüketiciye getirdiği maliyet kalemleri ele alındığında somut maliyetler, soyut maliyetlerin yanında oldukça küçük kalmaktadır. Somut maliyetler konusunda tüm markalar rekabet edebilir, fakat soyut maliyetler konusunda rekabet etmek neredeyse imkansızdır. 

Asıl şapkayı önüne koyması gereken kim?

Hiç bir marka bağımlılığı olmayan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki keseme uygunluk, bana sağladığı fayda ve kullanım kolaylıkları nedeniyle Android akıllı telefonları tercih etmekteyim. Apple’ın yarattığı tepeden inmeci ve dayatmacı ekosistem markayı tercih etmeyeceğimin gelecekteki garantisi. Daha demokratik, daha katılımcı ve ortak aklın ürünü olan Android ise tüm güvensizliğine rağmen daha sempatik geliyor. İşte size matematiğin çaresiz kaldığı bir ikilem daha…

Android işletim sistemini HTC, LG, Samsung, ZTE gibi dünya devleri desteklerken nasıl oluyor da yıllık satış rakamları Apple ürünleriyle neredeyse başa baş gidebiliyor? Çünkü Apple bir hayal, bir dünya satarken tüm diğer üreticiler sadece ürün satıyor. Ürün satmak kolaydır, ürünün yaratacağı faydayı yeterince açık bir şekilde anlatmanız ve makul bir fiyat düzeyinden ürünü piyasaya sürmeniz ürün satışı için genellikle yeterli olmaktadır. Zaten Android üreticilerinin pazarlama stratejilerinin iki temel odağı bulunuyor; fiyat ve fayda.

Akıllı telefon pazarını domine eden en önemli markalardan biri olarak Samsung, kendisini Apple’ın en ciddi rakibi olarak pazarda konumluyor. Teknolojik açıdan Apple ürünlerinden bir kaç adım önde olmasına rağmen marka değeri ve marka algısı açısından Apple’ın oldukça gerisinde kalan Samsung’un, ürünlerin tasarımına ve geliştirilmesine yaptığı yatırımı “marka değerine” de yapması gerekiyor. Aksi halde tüm teknolojik maharetlerine rağmen Apple’ın gerisinde kalmaya devam edecekler. Apple’ın ise Steve Jobs’ın yarattığı karizmatik marka imajının arkasından çıkması ve hali hazırda elinde bulunan imaj artısına, tüketici faydası değerini eklemesi gerekiyor, zira eğer iPhone 7’de benzer bir tutum sergilendiği takdirde tüketici nezdindeki kredisinden bir dilim daha kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır.

Son tahlilde Apple’ın, değişen pazar taleplerini değerlendirip ekran boyutunda değişikliğe gitmesi ve NFC desteğini getirmesi de ayrıca takdire şayan. Her ne kadar Android geliştiricilerinin ellerine muhteşem bir mizah malzemesi vermiş olsa da, gösterilen cesaret saygıyla karşılanacak türden. Zira Apple’ın en katı tavır sergilediği iki konu ekran boyutu ve NFC teknolojisiydi. Apple’ı buna zorlayan da Android cihaz üreticilerinin sunduğu çeşitlilik ve yarattıkları rekabet ortamı. Rekabet her zaman dinamik bir piyasa yaratmakta ve rekabet ortamında da kazanan tüketici olmaktadır.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 + 6 =